ANASAYFA
ÖĞRENCİLERİM İÇİN ÖZEL
Temel Analiz Kitapları
Teknik Analiz Kitaplari
Ekonomi Kitaplari
Yatırım Kitapları
KİTAPLAR
TEMEL ANALIZ EGITIMI
TEKNIK ANALIZ EGT
TRADING EGITIMI
Seans Içi Yorumlar
Günlük Yorumlar
YORUMLAR
Yaşar ERDİNÇ
Atilla Yesilada
N. Nuri SEVGEN
Burak GERCEK
Fatih BOZKURT
Mehmet KEPEZ ile RANDORI
Uzeyir DOGAN
Fatih Yeğenoğlu
GOKHAN TASPINAR
Cetin UNSALAN
NURGUL CHAMBERS
Hakan YIGIT
Kerem ALKIN
Levent DURUSOY
Cemil Ertem
Cengiz KILIC
Ismet Demirkol
Hamit Bozkurt
Kaan Sariaydin
YAZARLAR
İLETİŞİM

10 Mart 2010         Günlük Analiz

FITCH, KAHN ve Piyasalar

Yasar ERDİNÇ

 21 Aralik 2009        DERİN Bakış

 
 PROJE FİNANSMANI
(PROJECT FINANCE)

    Nurgül CHAMBERS

26 Ocak 2010       Referans

Erhan Aslanoğlu

FED Faiz Artırımlarına Başlamalı

Erhan Aslanoğlu

RADİKAL KİTAP'TAN ESİN ÇETİNEL'İN DEĞERLENDİRMESİ
15 Ağustos 2007
Finansal terörizm, krizler ve ABD

 

Yaşar Erdinç'in 'Para Harekâtı' kitabı, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri bir aşk öyküsü çevresinde okumak isteyenler için

ESİN ÇETİNEL

Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.
Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.
İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.
Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabının önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.

Latin Amerika krizleri
Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.
Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.
Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.

 

Kitabımı bütün  DNR, REMZİ KİTABEVİ, İNKILAP KİTABEVİ ve diğer büyük kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ya da aşağıdaki internet adreslerinden sipariş verebilirsiniz.

http://www.ideefixe.com/

http://www.kitapyurdu.com/

http://www.scala.com.tr/

 İsmet DEMİRKOL

Dr. İsmet DEMİRKOL, Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F’den 1998 yılında mezun olmuştur. Yüksek lisansını Ankara Üniversitesi S.B.F’de, doktora çalışmalarını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Muhasebe - Finansman Anabilim dalında yapmıştır.

1998 yılından beri, çeşitli özel sektör kuruluşlarında çalışan İsmet DEMİRKOL’un “Türkiye’de yapılan Özelleştirme çalışmaları, Entelektüel Sermaye ve Firma Değeri üzerine çeşitli dergilerde ve web sitelerinde yayınlanmış olan çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Finans Topluluğu, TİDE üyesi ve AIESEC ANKARA Danışmanlar kurulu üyesi olan Dr. İsmet DEMİRKOL, halen İncekara HOLDİNG A.Ş’de Bütçe & Denetim Uzmanı olarak çalışmaktadır.

İsmet Demirkol'un çalışmaları;

• Bankacılık Sektörü Özelleştirme Çalışmaları, Antalya Ticaret Sanayi Odası Dergisi; www.finanskulup.org.tr, Haziran 2005

• Havacılık Sektörü Özelleştirme Çalışmaları, Antalya Ticaret Sanayi Odası Dergisi, Mayıs 2005


• Telekominikasyon Sektörü Özelleştirme Çalışmaları, Antalya Ticaret Sanayi Odası Dergisi,Nisan 2005

• Enerji Sektörü Özelleştirme Çalışmaları , Antalya Ticaret Sanayi Odası Dergisi, Mart 2005

• Türkiye’de Yapılan Özelleştirme Çalışmaları ve Çimento Sektörü Uygulamaları , Türkiye Finans Yöneticileri Vakfı (Istanbul) web sitesi ,www.finanskulup.org.tr; Ocak 2005 , Ankara Ticaret Odası web sayfası, www.atonet.org.tr ,Şubat 2005.
• Çimento Sektörü Özelleştirme Çalışmaları, Antalya Ticaret Sanayi Odası Dergisi ; Şanlıurfa Ticaret Sanayi Odası Nisan 2004; Kayseri Ticaret Sanayi Odası, Şubat 2005
• Firma Değeri ve Genel Çerçevesi , www.finanskulup.org.tr, Aralık 2006

• Bilgi Yönetimi ve Entelektüel Sermaye, www.riskcenter.com.tr/risknews, Mart 2007

• Entelektüel Sermayenin Firma Değerine Etkisi, TİDE Aile toplantısı ( The Marmara Oteli ), Mayıs 2007

• Entelektüel Sermayenin Firma Değerine Etkisi ve İMKB’de Sektörel Uygulamalar , SPK Yayınları, Ekim 2007, Ankara

Tuesday, 02 March 2010

EURO BÖLGESİ’NDE Kİ DARALMANIN , KÜRESEL EKONOMİYE ETKİLERİ SINIRLI MI OLACAK ?

02 Mart 2010 Salı

ABD'nin 2010 yılı bütçe rakamları geçen ay Obama hükümeti tarafından açıklandı. Buna göre, 2010 yılı bütçesi, 3.8 trilyon dolar, bütçe açığı ise 2 trilyon dolar civarında öngörülmekte. Gelecek on yıl içinde ise ABD bütçe açığının 2020 yılında 1 trilyon dolar seviyesinin altına inebileceğini beklenmekte. Bu durum, gelecek yıllarda tasarruf sahiplerinin gelir ve tasarruflarında gerileme, enflasyonda artış ve doların rezerv para liderliği sona erdirebilir. Hiç şüphesiz, doların değer kaybı; altın, petrol gibi emtiaların değerini arttırabilir. 2010 senesi ve önümüzdeki yıllarda, ABD ekonomisinin içinde bulunduğu olumsuz hava, AB ve Japonya'daki durgunluğu hızlandırabilir duruma gelebilir. ABD Merkez Bankası’nın, küresel krizde ekonomiye destek vermek için daha önce benzeri görülmemiş ölçüde verilen teşvikleri geri çekmeye başlayabileceğini söylemesi sonrası Dow Jones endeksinin düşüş ile açılması ve diğer borsaları etkilemesi, ekonominin hala kırılgan olduğunun en büyük göstergesi niteliğindedir. FED, finansal krizle mücadele etmek için gösterge faiz oranını neredeyse sıfıra kadar çektikten sonra ekonomiye 1 trilyon dolardan fazla miktarda para desteği vermişti. Bernanke’nin açıklaması sonrasında Dow Jones endeksi, şubat ayında büyük düşüş yaşamıştı.

Geçen hafta AB istatistik kurumu Eurostat tarafından açıklanan istihdam verilerine göre, ocak 2010’da işsizlik oranı da yüzde 9,5 oldu. İşsizlik oranları, geçen yılın aynı döneminde Euro Bölgesi'nde yüzde 8,5 ve AB'de yüzde 8 düzeyindeydi.AB'de işsizlik oranı en yüksek ülkeler yüzde 22,9'la Letonya, yüzde 18,8'le İspanya, yüzde 15,5'le Estonya, yüzde 14,6'yla Litvanya ve yüzde 13,8'le İrlanda olurken en düşük oranlar yüzde 4,2'yle Hollanda, yüzde 5,3'le Avusturya ve yüzde 5,9'le Lüksemburg'da kaydedildi. Ocak ayında işsizlik oranları AB'nin büyük ekonomilerinden Almanya'da yüzde 7,5, İngiltere'de yüzde 7,8, İtalya'da yüzde 8,6 ve Fransa'da yüzde 10,1 olarak hesaplandı.

Euro bölgesini incelediğimizde, Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın ekonomilerinde ki daralma; Euro’nun geleceğini belirsizleştirmeye ve küresel ekonomiyi durgunluğa sürüklemeye devam etmektedir. 300 milyar euroyu aşan borç tutarı ile ekonomide zor günler geçiren Yunanistanın olası bir borç ödeyememe riski, Yunan tahvillerine sahip bankaların bilançolarında yeni tahribatlara yol açacaktır. AB tarafından geçen hafta onaylanan Yunanistan mali bütçesine göre, geçen yıl gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 12,7'si oranındaki bütçe açığı rakamının, 2012 yılına kadar yüzde 3'ün altına inmesi hedeflenmektedir ki ihracat rakamı düşük, yaşlı nüfusa sahip olan Yunan ekonomisinin 2010 yılının tamamında, Euro bölgesini zor durumda bırakacağı beklenmektedir ve, Yunanistan’ın IMF yardımını kabul etmemesi durumunda, Euro’nun dolar karşısında ki liderliği de değer kaybına uğrayabilecektir.

2010 yılı içinde Euro bölgesinde yaşanacak ekonomik gelişmeler, Türkiye ekonomisini derinden etkileyebilir. Türkiye turizm gelirinin % 60’ından fazlası, ülke ihracatının % 50’sine yakın bir oranı AB ülkelerine yapılmaktadır. Euro para biriminde ki değer kaybı, Türkiye’nin ihracat ve turizm gelirlerinin azalmasına neden olabilir.

AB ve ABD’nin, 2010 yılında krizden çıkış çabaları büyük bir hızla devam etmektedir. Küresel durgunluk, 2010 yılının 3. çeyreğinden itibaren düzelmeye geçse bile gerçekte çözülmesi gereken bir çok sorun varolduğu açıktır. Öncelikle, 2010 yılı ve sonrası; ekonomik canlanma oldukça yavaş bir ivme ile sürecektir. Ülkelerin, geçmiş yıllardaki büyüme potansiyellerine ulaşmaları uzun zaman alacaktır. İşsizlik kolay çözülecek bir sorun gibi hala gözükmemektedir. ABD’de krizin başladığı 2007 Ağustos ayından bu yana 7 milyon kişi istihdam dışı kalmıştır. Daralan istihdam yanında, piyasaya yeni girenlere de iş bulunması gerekmektedir. Konut ve özellikle ticari konut piyasalarının kriz öncesine dönmesi en az 3- 4 yıllık bir süreci zorlayacak gibi görünmektedir. Kamu borç oranında ki artış muhtemelen, 2013-14 yıllarında kontrol altına alınabilecektir

Küreselleşme ve teknolojide yaşanan gelişmeler, bütün sektörleri yoğun bir rekabet ortamında faaliyet göstermeye zorlamakta ve geleceğin riskini arttırmaktadır. Sermayenin daha etkin kullanılması, etkin risk yönetimi ve düzenli nakit akımlarını yaratmak için şart olmuştur. Küresel finans krizinde ki gelişmeler, bu amacı gerçekleştirecek yönetim anlayışının değer yaratmayı esas alan yönetim biçimi olduğunu göstermektedir. Değerin geleceği, şirketlerin ürettikleri bilgi ve teknoloji ile gerçek güç haline gelebilecektir. Bu amaçla, 2010 yılı ve sonrasında, bilgi ve insan kaynağı; rekabet gücüne sahip, kendini sürekli yenileyen çağdaş şirketlerin sahip olacağı en temel göstergelerden biri olacaktır. Sonuç olarak, 2010 yılında şirketlerin bilgi ve insan kaynağını doğru ve etkili bir şekilde kullanması, diğer bir deyişle entellektüel sermayenin doğru yönetilmesi halinde, rekabet güç kazanacak; etkinlik ve verimlilik artacak, şirketler küresel finans krizinden en az hasarla çıkacaktır.

POSTED BY: İsmet DEMİRKOL AT 01:51 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 28 January 2010

KÜRESEL FİNANS KRİZİ 2010 YILI’NDA SÜRPRİZ YAPABİLİR

28 Ocak 2010 Perşembe

Ocak ayının son haftasına girdiğimiz şu günlerde küresel dalgalanmaların devam edeceğine yönelik beklentiler hız kazanmaya başladı. Geçen hafta Çin hükümeti, 2010 yılı’nda bankaların vereceği kredilere sınırlama getireceğini açıkladı, bu haber sonrası Asya borsalarında düşüş başladı, ardından Başkan Obama’nın bankacılık sektörü üzerine yaptırımlar uygulayacağını açıklaması ve kar paylarının 2010 yılında dağıtılmaması uyarısında bulunması, piyasalarda soğuk duş etkisi yarattı. Yunanistan’ın 300 milyar doları aşan borç tutarının AB ekonomisi için büyük bir kaynak maliyeti yaratacağı, özellikle, İspanya, İtalya, Portekiz, İngiltere gibi gelişmiş Avrupa ülkelerinde de benzer risklerin 2010 yılına damgasını vuracağı öngörülmektedir. Standart & Poors’un Japonya’nın kredi notunu düşürmesi ve Japon Hava Yollarının iflas edebileceği beklentisi; 2010 yılı genelinde küresel finans krizinin devam edeceğini göstermektedir. 2010 yılı içinde ön plana çıkacak en önemli risk; ABD ve dünya ekonomisinin, özellikle Avrupa’nın zayıf ve cansız bir toparlanma sürecinden geçmesi olacaktır. A.B.D hükümeti’nin, bankaların mali işleyişini kontrol altına almak istemesinde en büyük neden, 2007 Ağustos ayında başlayan Mortgage krizinin tekrarlanmasını önlemek içindir ki, alınan tedbirler çok doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, piyasaların bu duruma hala hazır olmadığı çok net görülmektedir. Eğer, piyasalar ABD hükümetinin bankalara yönelik alacağı kararları desteklemez ise, ABD ve Avrupa'daki finansal kurumlar, konut Mortgage'ları gibi, ticari gayrimenkul, kredi kartları ve diğer tüketici kredileri de ciddi risklerle karşılaşabilir. 2010 yılında, ABD ekonomisinin durgunluktan çıkacağına yönelik iyimser beklentilerin artması durumunda FED, faiz oranlarını arttırmaya başlayabilir. Ancak, ABD ekonomisinin, 2010 yılında hızlı bir yükseliş trendine gireceği beklentisine yönelik makro veriler henüz alınamamıştır. 2010 yılı içinde bir diğer sıkıntı FED’in ABD tahvillerini fonlamak dan vazgeçmeye başlaması olacaktır. Şu ana kadar; FED, bankaları fonlayarak, tahvil satın alarak resesyonun sona ermesi için piyasada ki likiditeyi arttırmıştır. Günden güne artan likidite, dünyanın herhangi bir ülkesine carry trade olarak gitmek de, ortaya çıkan şişirilmiş balonlar, borsalar da beklentilerin üzerinde getirilerin elde edilmesine neden olmaktadır. Özellikle İMKB, 2009 yılı içinde en fazla değer kazanan 2. borsa olmuştur. Ekonominin öncü göstergesi olan borsalar, Mart 2009’dan bu yana müthiş bir yükselme içine girmiştir. Ancak, burada ki en büyük risk, küresel finans krizinin sona erdiğine dair, ancak gerçeği yansıtmayan haberlerin borsalarda artışa neden olmasıdır. Yakın bir gelecekte başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, İMKB’nin de içinde olacağı dünya borsalarında düzeltme olması gerekliliği artmaktadır. Aksi takdirde, istihdam yaratmayan, büyüme oluşturmayan veriler ile borsaların yükselmeye devam etmesi, krizin 2010 yılında çift dipli resesyon yapacağına dair endişeleri arttıracaktır. Bugün Dow Jones endeksinde konut sektöründe değer kaybedenler, borsalarda büyük gelir elde etmektedir. Ancak, borsalarda ki yükseliş, istihdam ve konut sektöründe ki sıkıntıları düzeltememiştir.

2010 yılı, tüm dünyada ve Türkiye’de son derece ciddi riskleri gündemde tutmaya devam edecektir. Vergi indirimlerinin ve teşviklerinin 2010 yılında devam etmesi bütçe açıklarını arttıracağından, hükümetler tarafından pek kabul görmeyecektir. ABD ekonomisinin 8 trilyon dolara varan kamu borçlarının azaltılmasına yönelik tedbirlerin süratle alınması gerekmektedir.

Türkiye ekonomisi, 2010 yılına % 13-14’e yaklaşan işsizlik rakamları ve - % 6 olarak beklenen 2009 büyümesi ile girmiş bulunmaktadır. Bugün, Türkiye ekonomisinde talep daralması yaşanmaktadır. Yatırımlar durma noktasına gelmiştir. Krizden çıkabilmek için talebin canlanması gerekmektedir. Türkiye ihracatının % 65-70’inin Avrupa ülkelerine yapılıyor olması, Avrupa’nın 2010 yılı içinde toparlanmasının çok güç olacağı beklentisi, satışların azalmasına neden olabilir. Avrupa Ekonomisinin durgunluktan çıkamaması, Euro para biriminde değer kaybı yaratabilir. Bu durum ihracatçı için bir diğer risk unsurunu oluşturmaktadır. Cari işlemler açığının sürdürülebilmesi, dış kaynak ihtiyacını arttırmaktadır. Dış kaynak ihtiyacının artması, Merkez Bankası faizlerinin daha fazla inmemesine neden olacaktır. Hatta, 2010 yılının ikinci yarısın’nda kaynak maliyetlerinin artması, fazileri tekrar yükseltebilir. İç talep canlanmadığı sürece, üretimde çarkların dönmemesi, istihdamda daralma riskini arttıracaktır. 2010 yılında Türkiye’nin en önemli sorunu işsizlik ve büyüme olacaktır. Talebin canlanmadığı bir ekonomide enflasyon riski söz konusu olmayacağına göre öncelikli hedefler, büyüme ve istihdam politikaları üzerine olmalıdır.

2010 yılının ülkemize ve tüm dünya insanlarına sağlık, mutluluk, başarı ve huzur getirmesini diler herşeyin gönlünüzce olmasını dilerim.

POSTED BY: İsmet DEMİRKOL AT 10:54 am   |  Permalink   |  E-mail this
Tuesday, 01 December 2009

2010 YILI DÜNYA EKONOMİSİNİ BEKLEYEN RİSKLER


01 Aralık 2009 Salı

2009 yılının sona ermesine sayılı günler kala, FİTCH’in, ABD’de ki yerel bankalar için hazırladığı batık krediler raporu ve Dubai World şirketinin 60 milyar doları aşan borç ödemesini 6 ay ertelemesi, piyasalarda soğuk duş etkisi yarattı. Rapora göre, ABD'de ikinci bir mortgage krizi olarak görülen ticari emlak sektöründe, büyük bankalardan daha fazla sayıda pozisyonu bulunan küçük ve orta ölçekli yerel bankaların büyük risk altında olduğu belirtildi. Sektörde uzun zamandır yaşanan kredi geri ödeme sorunları, 2010 yılında banka iflaslarının tekrar gündeme gelebileceğine işaret etmekte. Bugün ABD'de ticari emlak piyasasında ki yerel bankalar, 140 milyar dolar civarında ki geri dönmeyen kredilerden dolayı, en yüksek derecede riske sahip durumda. FİTCH, gelecek aylarda, ABD'de ki sorunlu kredilere sahip yerel bankalara karşı not indirimi harekatı başlatması durumunda 300’den fazla bankanın iflas bayrağını çekebileceği konuşulmakta. ABD piyasasında ki bankaların, ticari emlak sektöründeki payı, yüzde 10 civarında iken, yerel bankaların, ticari emlak sektörüne açtığı kredi miktarı % 35-40 seyilerine ulaşmış durumda. 2010 yılında, yerel bankalarda yaşanacak tsunami, dünya ekonomisini tehdit edecek boyutlara ulaşabilir. Bu durum, KOBİ'lerin finansman imkanlarını da büyük ölçüde daraltacaktır. Dubai ekonomisinde yeni yaşanmakta olan, borç geri ödeme krizi ise, zor durumda olan Avrupa bankalarını daha da sıkıntıya sokmaya başlamıştır. Sektörde zor günler geçiren Avrupa ve Amerika bankaları, 2010 yılında yaşanması muhtemel yeni finansal kirizlerin habercisi olma niteliğindedir.
Dünya geneline baktığımızda, işletmeler; üretim kapasitelerini ve 2010 yılı satış hedeflerini, her geçen gün revize ederek, düşürmeye başladı. Daralan satış hacmine rağmen, şirketler piyasada varolabilmek adına, maliyetleri kısmaya devam ediyor. Ortaya çıkan kaos ortamı içinde işletme maliyetlerinin düşürülmesi beraberinde toplu işten çıkarmaları gündeme getirmekte. İstihdam‘da ki daralma, gerek ABD ve Avrupa Birliği'nde (AB) gerekse Türkiye'de işsizlik rakamlarının rekor düzeyde yükselmesine neden oluyor. Son güncel rakamlara göre ABD’de işsizlik oranı % 10,2; AB’de % 9,5, Türkiye’de ise % 13,4’e yükselmiş durumda.

Özellikle son günlerde, doların uluslararası piyasalarda değer kaybını sürdürmeye devam etmesi, dünya borsalarının, orta vadede tekrar düşüş trendine girebileceği beklentisi, altının ons fiyatının beklentilerin de ötesinde 1100 $’ı aşması, tsunami etkisi ile dalga dalga yayılan ve reel sektörü vuran küresel krizin, etkisini 2010 yılında da sürdüreceğini göstermektedir. FİTCH’in ABD’de ki yerel bankalar üzerine hazırladığı raporda da belirtildiği üzere, 2010 yılında bankacılık sektöründe yaşanacak olası batık kredi çatlağı , şirketlerin finansman ihtiyacını sekteye uğratabilir. ABD ve Avrupa bölgesinde, banka kredilerinin henüz yeterince esnek olmaması da bunun en büyük kanıtı olarak gösterilmektedir. Diğer yandan, işsizliğin nisbi bir hızla azalmaması, hatta tersine istihdamdaki daralmanın devam etmesi talep daralmasını tetiklemektedir.

Türkiye ekonomisi, 2009 yılının ikinci çeyreğinde vergi teşviklerinin uygulamaya konulması suretiyle, tüketim harcamalarında ufak da olsa artış sağlandı. Ancak, tüketim talebinin ikinci çeyrekte sergilediği yükselişten sonra, yılın geri kalan bölümünde gerek sanayi üretim endeksi gerekse kapasite kullanım oranlarında azalmanın devam etmesi tüketim harcamalarının zayıf bir seyir izleyebileceğini göstermektedir. ( bknz. Tablo 1 ) Talep belirsizliği ve düşük kapasite kullanımı, 2010 yılının tamamında, yatırım harcamalarını sınırlamaya devam edecektir. Diğer yandan, ekonomide ki belirsizliğin devam etmesi ve toparlanmanın beklenenden uzun sürebileceği öngörüsü, istihdam koşullarının düzelmesini olumsuz yönde etkileyecektir.

2010 yılında, Türkiye ekonomisine yönelik en önemli risklerin, iktisadi faaliyetteki toparlanmanın beklenenden yavaş olması ve buna bağlı olarak yüksek işsizlik oranları ile küresel finansal piyasalarda yaşanabilecek yeni şoklar olacağı gösterilebilir. Özellikle FITCH’in açıkladığı, ABD’de ki yerel bankalar raporu, orta vadede , küresel yeni şokları gündeme getirebilir.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının Kasım ayında açıkladığı Finansal İstikrar Raporuna göre, 2008 Aralık - 2009 Eylül döneminde konut kredilerinin yüzde 10,4, ihtiyaç kredilerinin yüzde 9,8, kredi kartlarının yüzde 9 oranında arttığı, taşıt kredilerinin ise azaldığı görülmektedir.

2010 yılında, Türkiye ekonomisini etkileyecek önemli risklerden biri de Reel sektörün finansal borçlarıdır. 2009 Eylül ayı itibarıyla, toplam borç tutarı 339,6 milyar lira olarak gerçekleşmiştir. Bu rakamın, yaklaşık olarak yüzde 61,1'ini yabancı para cinsinden borçlar oluşturmaktadır. Dolayısıyla kurlardaki olumsuz dalgalanmalar, reel sektörün finansal yapısını önemli ölçüde etkileyebilecektir. 2009 yılının ilk 9 ayında Türk lirası cinsinden krediler 8,8 milyar TL artarken, yabancı para cinsinden krediler, küresel krizin etkisi ile yaklaşık olarak 6,4 milyar dolar azalarak 141 milyar dolara düşmüştür.

Özel sektörün istihdamı arttıracak ve sanayi üretimine ivme kazandıracak açılımlar yapması, ancak, bankaların kredi musluklarını açması ve güven bunalımının aşılması ile gerçekleşecektir. Tüketimin canlanması için Türkiye ekonomisinin süratle, üretime dayalı büyüme potansiyelini yakalaması gerekmektedir.

POSTED BY: İsmet DEMİRKOL AT 06:15 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Tuesday, 27 October 2009

2010 YILI EKONOMİK BEKLENTİLERİ VE GERÇEKLER

27 Ekim 2009 Salı

IMF’in Ekim ayında İstanbul’da gerçekleştirdiği küresel ekonomi toplantılarında gündemdeki en önemli konulardan biri; ABD ve Euro bölgesi ülkelerin 2010 yılı ve sonrası borç rakamları üzerineydi. Analistlerin raporlarına göre, ABD'nin 2007 yılında yüzde 67,9 düzeyinde olan borç stok rakamı, 2014'te yüzde 108,2'ye, Euro Bölgesi'nin yüzde 65,7'den yüzde 95,6'ya, Japonya'nın yüzde 187,7'den yüzde 245,6'ya ve İngiltere'nin yüzde 44,1'den yüzde 98,3'e ulaşacak. Obama hükümetinin açıkladığı harcama planına göre, ABD ekonomisinin borcu önümüzdeki birkaç yılda ikiye katlanacak duruma gelebilir. Bu durum, özel sektörün ihtiyacı olan kaynakların ABD hazine kağıtlarına gitmesine ve özel sektörün yeni yatırımlar için finansman bulmasını büyük ölçüde zorlaştıracaktır. ABD işgücü piyasasının içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı ve artan işsizlik nedeniyle halkın tasarruflarında gerileme devam etmektedir.

2010 yılında, ABD’de tüketimin artabilmesi için, öncelikle varlık fiyatlarının kalıcı bir artış trendine girmesi ve geleceğe dönük beklentilerin ve özellikle de güven duyacakları bir işgücü piyasasının oluşması beklenecektir. Ortaya çıkan bu bekleyiş, önümüzdeki birkaç yılda tüketim talebinin, GSYİH büyüme rakamına göre daha yavaş olmasına ve ekonomik büyümenin sınırlı kalmasına neden olacaktır. Borç yükünün bu derece arttığı bir dünya ekonomisinin gelecek yıllarda sürdürülebilir yüksek büyümeye devam etmesi kolay olmayacaktır. Likiditenin son derece önemli olduğu bir döneme giriyoruz. Muhtemelen, gelişmiş ülkeler, artan borç yüklerini karşılayabilmek adına, vergi gelirlerini arttırmaya, yatırım kararlarını uzun vadeye yaymaya çalışacaklardır. Sıkı maliye politikasının hüküm sürdüğü bir ekonomide, istihdam politikası, 2010 yılının en önemli ekonomi sorunu olmaya devam edecektir. Uluslararası konjonktürde ki en tehlikeli gelişme, Petrol fiyatlarının tehlikeli boyutlarda artmaya başlamasıdır. Doların değer kaybı, petrol ve altın gibi emtia fiyatlarını arttırmaktadır. Brent ham petrolünün değerinin artması, önümüzdeki aylarda ve 2010 yılının tamamında, yatırım ortamının iyileşmesini ve büyümeyi olumsuz yönde etkileyebilir.

Türkiye ekonomisini incelediğimizde, TÜİK’in Temmuz 2009-2008 istatistiklerine göre, 15 yaş ve yukarı nüfusun, (51,7 milyon kişi) 22 milyon kişisi istihdam edilebilir durumdadır. Bu rakam 15 yaş ve üzeri nüfüsun %42,6’ısıdır. 2008 yılı temmuz ayında % 9,4 olan işsizlik oranı, 2009 yılı temmuz ayı’nda % 13,’e yükselmiştir.

15-24 yaş arası kabul edilen, Genç Nüfus işsizlik oranlarını incelediğimizde, 2008 yılında % 18 olan istihdam kaybı 2009 yılında % 23,2’ye yükselmiştir. (bknz. Tablo 1 )

Ekim ayının 2. haftası açıklanan, Eylül ayı 2009 dönemi kapasite kullanım oranlarına göre, imalat sanayinde, geçen yılın ayını dönemine göre, azalış % 9,7 olarak gerçekleşmiştir. Ağustos 2009 dönemine göre ise kapasite kullanımı son derece cılız bir artış ile, % 0,4 puan artarak % 70,1 seviyesinde gerçekleşmiştir. İç pazarda talep yetersizliğinin devam etmesi,sonucu TCMB, gecelik borçlanma faiz oranlarını, 50 baz puan indirerek, % 6,75 seviyelerine çekmiştir. Talep yetersizliği beraberinde, enflasyonda düşüş trendini devam ettirmektedir. Bu durum kapasite kullanım oranlarını düşürmektedir. TCMB, faiz oranlarını aşağı çekerek, üretim ve talep artışını sağlamaya çalışmaktadır. (bknz. Tablo 2 ) Muhtemelen, 3. çeyrekte de Türkiye ekonomisi negatif büyüme gösterecektir.

Hazine Müsteşarlığı tarafından açıklanan Orta Vadeli programı analiz ettiğimizde, Türkiye ekonomisi, gelecek 3 yıl ortalama yüzde 4.2 büyüyecek, işsizlik, % 14 seviyelerinde seyredecek, cari açık 20 milyar $ üzerinde olacaktır. (bknz. Tablo 3 ) 2010 yılı bütçe hedeflerinde ise, gelecek yıl büyüme % 3,5, fiyatlar yüzde 5.3 artarken bütçe harcamalarının yüzde 10.7 , vergi gelirlerinin ise yüzde 18.2 artacağı öngörülmektedir. 2009 yılı sonunda 62.8 milyar TL açık vermesi beklenen bütçenin, 2010 yılında 50.1 milyar TL açık vermesi beklenmektedir. Açıklanan rakamlar göstermektedir ki, Türkiye ekonomisi gelecek 3 yıl, sıkı maliye politikası kontrolünde olacaktır. Küresel finans krizi, likiditeyi tüm dünyada değerli hale getirmiştir. Artan kredi maliyetleri, ve petrol fiyatlarındaki artış, yatırım ortamının iyileşmesini ve istihdam politikalarını olumsuz yönde etkileyebilir. Cari işlemler açığının gelecek 3 yıl, 20 milyar $ seviyelerinin üzerinde olacağı düşünüldüğünde dünyada yaşanan nakit sıkıntısı ve kaynak ihtiyacı, Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarında azalmayı tetikleyebilir.

Sonuç olarak, 2009 yılının son çeyreğinde, iç piyasada beklenen ekonomik canlanma istenilen ölçüde gerçekleşmez ise, gerek Orta Vadeli Program gerekse 2010 yılı bütçe hedeflerine ulaşmak son derece güç olacak, piyasada üretim ve talep daralması, 2010 yılında da devam edecek ve Türkiye ekonomisi durgunluk sürecini yaşamayı sürdürecektir.



POSTED BY: İsmet DEMİRKOL AT 11:07 am   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 24 September 2009

SON ÇEYREĞE GİRERKEN

24 Eylül 2009 Perşembe

AB İstatistik kurumu Eurostat’ın geçen ay yayınladığı istihdam verilerine göre, AB ülkelerinde işsizlik oranı, 2009 yılında yüzde 2 civarında arttı. Geçen yıl, % 7,5 olan işsizlik rakamının % 9,5’a ulaşması, AB’de son yıllarda yaşanan en yüksek işsizlik oranı olarak açıklandı. Son açıklanan verilere göre AB üyesi 27 ülkede 21 milyon 794 bin işsiz bulunduğu sadece 2009 yılında 5 milyon 111 bin yeni işsiz kaydedildiği belirtildi. Son açıklanan istatistiklere göre, AB ülkelerinin istihdam kayplarına baktığımızda; Hollanda (yüzde 3,4), Avusturya (yüzde 4,4), Kıbrıs Rum kesimi (yüzde 5,5), Danimarka (yüzde 5,9), Slovenya (yüzde 6), Romanya (yüzde 6,2), Çek Cumhuriyeti ve Lüksemburg (yüzde 6,4), Bulgaristan (yüzde 7), Malta (yüzde 7,3), İtalya (yüzde 7,4), Almanya ve İngiltere (yüzde 7,7), Belçika (yüzde 8), Polonya (yüzde 8,2), Yunanistan ve Finlandiya (yüzde 8,7), Portekiz ve İsveç (yüzde 9,2), Fransa (yüzde 9,8), Macaristan (yüzde 10,3), Slovakya (yüzde 12), İrlanda (yüzde 12,5), Estonya (yüzde 13,3), Litvanya (yüzde 16,7), Letonya (yüzde 17,4), İspanya (yüzde 18,5) olduğu görülmektedir.

Küresel finans krizinin, ülkemizde neden olduğu istihdam kaybına baktığımızda ise, tablo pek içi açıcı görünmemektedir.

TÜİK’in Haziran 2009-2008 istatistiklerine göre, 15 yaş ve yukarı nüfusun, (51,6 milyon kişi) 22 milyon kişisi istihdam edilebilir durumdadır. Bu rakam 15 yaş ve üzeri nüfüsun %42,6’ısıdır. 2008 yılı haziran ayında % 9,4 olan işsizlik oranı, 2009 yılı haziran ayı’nda % 13,’e yükselmiştir. Sadece 2009 yılında % 3,6 yükselen işsizlik oranı, AB’nin 2009 yılı işsizlik oranının yaklaşık olarak yarısı kadardır.

15-24 yaş arası kabul edilen, Genç Nüfus işsizlik oranlarını incelediğimizde, 2008 yılında % 18 olan istihdam kaybı 2009 yılında % 23,7’ye yükselmiştir. (bknz. Tablo 1 )

Eylül ayında, açıklanan istatistiklere bakıldığında, ekonominin geleceğine yönelik endişelerin devam ettiği görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK ) tarafından açıklanan, 2,çeyrek büyüme rakamları ile Temmuz ayı sanayi üretim verileri ve ağustos ayı imalat sanayi kapasite kullanım oranlarına göre, Türkiye ekonomisi, 2. çeyrek’de % 7 oranında küçüldü. Türkiye ekonomisi açıklanan bu rakamla birlikte üst üste üç kez daralmış oldu. Küresel finans krizinin etkisi ile, 2008 dördüncü çeyrekte yüzde 6.5 küçülen ekonomi, 2009 ilk ve ikinci çeyrekte de yüzde 14.3 ve yüzde 7 küçüldü. Temmuz ayı sanayi üretim verilerine göre; üretim, bir önceki yıla göre yüzde 9.2 geriledi. Haziran 2009'a göre ise üretim yüzde 0.9’luk çok sınırlı bir artış kaydetti. (bknz. Tablo 2 ). Ağustos ayı imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı, geçen yılın aynı ayına göre % 6,5 , bir önceki aya göre ise % 2,6 oranında azalarak, % 69,7 seviyesine gerilemiştir. Ağustos ayında, işyerlerinin, tam kapasite ile çalışmamasının en önemli nedeni iç ve dış talep talep yetersizliğidir. 2. çeyrek büyüme rakamları ve Temmuz sanayi üretim verileri ve ağustos ayı kapasite kullanım oranları, toparlanmanın çok hızlı gerçekleşmeyeceğini bir kez daha göstermektedir. Ekonomi halen yerinde saymaktadır ve büyümeyi pompalayacak, her hangi bir olumlu gelişme şimdilik yoktur. Türkiye ekonomisi için tehlike çanları çalmaya devam etmektedir. Neden? Dış ticaret açığı, temmuz ayında 17 milyar dolar civarına gerilemiştir. Bu durum, cari işlemler açığını da küçültmektedir. Olumlu bir gelişme gibi görünse de cari açık, alınan ekonomik tedbirler sonucu küçülmemiştir, ithalat duraklama dönemine girdiği için küçülmüştür. Son çeyrek de ihracat rakamlarında beklenen yükselişin gerçekleşmemesi, dışarıda ve içeride tüketimin canlanmaması sebebi ile, özel sektörün üretim yapamaması, hazinenin kaynak ihtiyacını arttırarak sermaye piyasaların dalgalanmasına, altın ve döviz fiyatlarının yükselmesine neden olabilir. Bu durum, küçülen cari açığı bile kapatmaya yetmeyebilir. Özellikle, mali piyasalarda, altının ons fiyatının dolar bazında 1000 dolar düzeyine yaklaşması,hatta aşması, istikrarsızlığın devam ettiğinin bir göstergesi olarak algılanmalıdır. 2009 yılı, üçüncü çeyrek büyüme rakamının da 1. ve 2.çeyrek gibi negatif çıkacağı beklentisi, istihdamda daralmanın gelecek aylarda artacağına işaret etmektedir. Ekonomide canlanma beklentisi çok yavaş gerçekleşmektedir. Dördüncü çeyrek büyüme beklentisi de çok yüksek gerçekleşmeyecektir. Merkez Bankası, talep yetersizliğinden dolayı, tüketimin canlanması için faiz indirimlerine devam etmektedir. 2008 yılından bu yana tahminen, 1,5 milyon kişi işini kaybetmiş durumdadır. İşsizlik artışına paralel olarak da her sene en az 300-400 bin yeni iş gücü üniversitelerden, meslek okullarından mezun olarak ekonomiye katılmaktadır. Özel sektörün istihdamı arttıracak ve sanayi üretimine ivme kazandıracak açılımlar yapması, bankaların kredi musluklarını açması ve güven bunalımının aşılması ile gerçekleşecektir. Ülkemizde, tüketimi canlanması için süratle, üretime dayalı büyüme potansiyelini yakalaması gerekmektedir.

POSTED BY: İsmet DEMİRKOL (Ph.D) AT 11:13 am   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 27 August 2009

27 Ağustos 2009

Türkiye ekonomisi 2005 yılında % 7,4, 2006 yılında % 6,1 büyüyerek, G –20 ülkeleri arasında büyük üstünlük yakalamıştır. Bu trend, 2007 yılında devam etmiş, 2008 yılından itibaren düşüşe geçmiştir. Bununla birlikte, reel sektörün yurt dışı borcu, 2003 yılından itibaren belirgin bir şekilde artış göstermeye başlamıştır ve bu artış halen devam etmektedir. Reel sektörün, 35 milyar dolar olan 2003 yılı dış borcu, 2008 yılında 100 milyar dolara yaklaşmıştır . Borcun uzun vadeli olması, risk oranını azaltmaktadır. Reel sektörün 2009 yılında 35 milyar dolar, 2010 yılında 21 milyar dolar dış borç geri ödemesi ( ana para + faiz ) gerçekleştirmesi beklenmektedir.


Yükselen büyüme ile birlikte, cari açık artmaya devam etmektedir. 2007 yılında 38 milyar dolar olan cari açık, 2008 yılında 45 milyar dolar civarına ulaşmıştır. Petrol fiyatlarının gerilemesi, cari açığın 2009 yılında artmasını frenlemektedir. Ancak, Avrupa ve ABD’nin resesyona girmesi sebebi ile 2009 yılı ihracatında düşüş olması beklenmektedir. 2009 yılında, inşaat, tekstil, otomotiv ve turizm sektörleri küresel krizden etkilenebilir. Likit dönemin ağır basacağı 2009 yılında Türkiye ve Dünya’da şirket birleşmeleri gerçekleşebilir.


Cari açığın 2007 – 2008 analizini yaptığımızda ; 2007 yılında gelen doğrudan yabancı sermayenin 22 milyar dolar olduğunu, 2008 yılında ise 17 milyar dolar civarına gerilediğini görmekteyiz. Bankaların aldığı kredi miktarı, ; 2007 yılında 6 milyar dolar iken, 2008 yılında 7 milyar dolar civarına ulaşmıştır. Reel sektörün aldığı krediler 2007 yılında 26 milyar dolardan, 2008 yılında 31 milyar dolara yükselmiştir. Resesyonun ağır bastığı 2009 yılında kredilerde daralma beklenmekte olup, yabancı sermayenin Türkiye’ye girişinde düşüş yaşanabilir.


2009 yılına baktığımızda, küresel dalgalanmanın şüphesiz ülkemizi etkileyeceği görülmektedir. Küresel finans krizinin, 2009 yılında etkisini arttırarak göstermesi beklenmektedir. Özellikle, 2009 birinci ve ikinci çeyrek, Türkiye ekonomisi için çok önemlidir. Şirket bilançolarının açıklanacak olması İMKB’yi de doğrudan etkileyecektir. Dünyada küresel büyümenin % 2 – 3 civarında beklenmesi, Türkiye ekonomisinin küçülmesine ve resesyona girmesine neden olabilir. 2009 yılında kredi maliyetleri artacağından, şirketler için karlılık ve verimlilik oranları büyük önem kazanacaktır., Avrupa ve ABD’de yatırımların daralması, yabancı sermayenin yönünü etkileyeceğinden, likidite tüm dünya için önemli bir gösterge haline gelecektir. Bu durumun ne kadar süreceğini söylemek şu an ki konjonktürde gerçekten zordur.


Türk bankacılık sektörü, 2000 kasım, 2001 şubat krizlerinden sonra, sermaye yeterlilik rasyosunu ve finansal altyapısını güçlendirerek, küresel finans krizinden en az etkilenen sektörlerden biri olmuştur. Bu durumun, 2009 yılı içinde de devam etmesi en büyük dileğimizdir. Ancak belirtmek gerekir ki, 2009 yılı nakit ve kredilerde daralma yaşanacağı bir yıl olacağından, Türk bankalarına ve zor durumda ki reel sektöre, 2001 krizi sonrası gerçekleştirilen İstanbul Yaklaşımı biçiminde para enjekte edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde büyük sıkıntı yaşanması olasıdır. Gıda ve perakende sektörünün de 2009 yılında çok fazla değer kayıpları yaşayacağı beklenmemektedir.
Genel olarak, küresel krizin etkilerinin dünyayı durgunluğa ve resesyona sürüklemesi, Türkiye’de yatırım ortamının daralmasına ve ekonominin küçülmesine neden olabilir. Dünyada yaşanan nakit sıkıntısı ve kredi maliyetlerinde ki artış, Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarında azalmayı tetikleyebilir. Bu durum, Türkiye ekonomisini durgunluk ve resesyon ortamına çekebilir.

Ekonominin küçülmesi GSMH rakamlarını önemli ölçüde etkileyerek, milli gelirin erimesine neden olabilir. Değer kayıplarının sona ermesi muhtemelen ABD’den gelecek ekonomik verilere göre şekillenmeye başlayacaktır. Konut sektörünün 2009 yılının son çeyreğine doğru ABD’de tekrar canlanmaya başlaması, tüm dünyada ve Türkiye’de olumlu etki yaratabilir.

Günümüzün finans – ekonomi dünyasında ve özellikle 2009 yılında; küreselleşme ve teknolojide yaşanan gelişmeler, bütün sektörleri yoğun bir rekabet ortamında faaliyet göstermeye zorlamakta ve geleceğin riskini arttırmaktadır. Sermayenin daha etkin kullanılması, etkin risk yönetimi ve düzenli nakit akımlarını yaratmak için şart olmuştur. Küresel finans krizinde ki gelişmeler, bu amacı gerçekleştirecek yönetim anlayışının değer yaratmayı esas alan yönetim biçimi olduğunu göstermektedir. Değerin geleceği, şirketlerin ürettikleri bilgi ve teknoloji ile gerçek güç haline gelebilecektir. Bu amaçla, 2009 yılı ve sonrasında, bilgi ve insan kaynağı; rekabet gücüne sahip, kendini sürekli yenileyen çağdaş şirketlerin sahip olacağı en temel göstergelerden biri olacaktır.

Sonuç olarak, 2009 yılında şirketlerin bilgi ve insan kaynağını doğru ve etkili bir şekilde kullanması, diğer bir deyişle entellektüel sermayenin doğru yönetilmesi halinde, rekabet güç kazanacak; etkinlik ve verimlilik artacak, şirketler küresel finans krizinden en az hasarla çıkacaktır.


POSTED BY: İsmet Demirkol AT 04:14 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Bilgi Güçtür

DÜZEY EGT. ARAŞ. LTD.
KUŞTEPE LEYLAK SOK. NURSANLAR İŞ MERKEZİ, KAT:10 DA:39
MECİDİYEKÖY-ŞİŞLİ-İSTANBUL

TELEFON (Phone): 0555-6417906 (Osman Arslan)
Email: osman.arslan@bilgeyatirimci.com

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 

 

10 Mart 2010              Webani

YENİ: Kabak Gibi Açıkta Kaldık

Atilla YEŞİLADA

17 Ekim 2009     Finans-Politik

 Geleceğe Yolculuk Şimdi Bu Topraklarda Başlıyor

Cemil ERTEM

 

BASINDA EKONOMİ ve FİNANS
(Yazarın resmini tıklayınız)
www.bilgeyatirimci.com

10 Mart 2010 -        AKŞAM

 

Sanayide üretim artışı sürüyor

 
 

Deniz GÖKÇE

 

30 Aralık 2009-           REFERANS

 

Genç girişimciler kura faize değil talebe bakıyor

 
 

 Kerem ALKİN

10 Mart 2010 -       HABERTURK

 

Sanayi üretimi büyümesi hız kesti

 
 

Ercan KUMCU

 

04 Mart 2010 -          RADİKAL

 

Mahfi Eğilmez

İşsizlik ve enflasyona dikkat

 
 

Mahfi EĞİLMEZ

 

09 Mart 2010 -        VATAN

 

Ocak sanayi üretimi

 
 

Asaf Savaş AKAT

 

20 Şubat 2010-      RADİKAL

 

Taner Berksoy

Yeni risk haritası

 
 

Taner BERKSOY

10 Mart 2010-          VATAN

 

EMF hemen şimdi!

 
 

Ali AĞAOĞLU

10 Mart 2010-   HÜRRİYET

 

Enflasyon geldi cihane yeşil biber bahane

 
 

Ege CANSEN

 

08 Mart 2010-      RADİKAL

 

Fatih Özatay   

Mali danışma kurullarının gerekliliği

 
 

Fatih ÖZATAY

10 Mart 2010       HABERTURK

 

İzlanda’nın borç referandumu

 
 

Gazi ERÇEL

 

01 Mart 2010  Finanstrend.com

 

Emtia fiyatları dolardan bağımsız

 
 

Ateşhan AYBARS

 

10 Mart 2010-     MİLLİYET

 

The Wall Street ve The Citi maskaralığı

 
 

Hurşit GÜNEŞ

 

10 Mart 2010      REFERANS

 

Hasan Ersel

Sanayi üretimi verileri ümit kırıcı değil ama ortam öyle

 
 

Hasan ERSEL

 

04 Mart 2010 -   REFERANS

 

Güven Sak

Bu şirketler kurumsallaşmadan bankadan zor kredi alırlar'

 
 

Güven SAK

10 Mart 2010 -     RADİKAL

 

Uğur Gürses

Bant hedeflemesinin adı konulsun

 
 

Uğur GÜRSES

 

10 Mart 2010 Finanstrend.com

 

2012´den önce yatırım derecesinde not beklemiyoruz

 
 

Özgür ALTUĞ

 

23 Şubat 2010      MİLLİYET

 

   

‘Şimdi sıra bizde’, her şey yolunda

 
 

Osman ULUAGAY