
RADİKAL KİTAP'TAN ESİN ÇETİNEL'İN DEĞERLENDİRMESİ
15 Ağustos 2007
Finansal terörizm, krizler ve ABD
Yaşar Erdinç'in 'Para Harekâtı' kitabı, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri bir aşk öyküsü çevresinde okumak isteyenler için
ESİN ÇETİNEL
Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.
Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.
İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.
Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabının önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.
Latin Amerika krizleri
Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.
Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.
Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.
Kitabımı bütün DNR, REMZİ KİTABEVİ, İNKILAP KİTABEVİ ve diğer büyük kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ya da aşağıdaki internet adreslerinden sipariş verebilirsiniz.
http://www.ideefixe.com/
http://www.kitapyurdu.com/
http://www.scala.com.tr/




|
 |
Cengiz KILIÇ |
 |
 |
Çalışma hayatına henüz onbeş yaşındayken, Ziraat Bankası Gebze Şubesi'nde başladı. Burada "FACIT ile toplama çıkarmayı" öğrendi. 1994 yazında Garanti Bankası üniversite stajınını yaparken karıştırdığı TELEX bilgisayarı bozulunca, ertesi sabah hasta numarası yaparak işe gitmedi. Sonraki yıl ABN Amro Bank, Hazine Operasyon’da yine stajyer olarak başladı ve daha sonra orada çalışmaya devam etti. Üç yıl sonra Citibank Hazine Operasyon'a geçti, ancak işe girerken İnsan Kaynakları’nın "Citibank Never Sleep" sloganını birinci anlamında kullandığını geç idrak etti. Yaklaşık iki ay sonra şansı da yaver giderek canı gibi sevdiği bankasına "Bank Ekspres"'e hem de genç bir hazineci olarak başladı. 1998'de bankanın fona devrolması 1999'da Anadolubank'a başlamasına neden oldu. Burada 2005 yılına kadar çalıştı. Bu sürenin içine kısa dönem askerliği de sığdırdı. Geçen dönem içerisinde "Para ve Tahvil piyasalarında” önemli bir tecrübe kazandı. Yani pozisyonları yüzlerce kez kâra, onlarca defa zarara geçti. 2005 yılında şu an çalıştığı Demir Finansal Grup Holding A.Ş.'ye "Hazine Grup Müdürü" olarak başladı. Burada Hayat Sigortası Fonları'nın yönetimini ve holding bünyesinde bulunan tüm şirketlerin fon yönetimini gerçekleştiriyor. Uzun yıllar boyu Esquire dergisine temeli "para ve insan yaşamı" olan yazılar yazdı. Gazete ve dergilerde uzman yorumları çıktı. Para Yöneticileri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği de yapmış evli ve bir çoçuk babası Cengiz KILIÇ'ın, 2001’de kurduğu Dealers Society of Turkey(DSOFT) grubu ise sosyal aktiviteleri arasında. |

Monday, 12 October 2009
İki Başkan Arasındaki 7 Fark
12 Ekim 2009 Pazartesi
Başlıktaki 7 rakamı genel bir klişe.. Karşılaştırdığımız başkanlar ise Brezilya Merkez Bankası Başkanı Henrique Mierelles ve TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz. Öcelikle şunu belirtmeliyiz, dünyadaki en zor koltuklardan biri Merkez Bankası Başkanlığı koltuğu.. Bu nedenle yazının hiçbir yerinde kişisel bir eleştiri söz konusu değil. Sadece temsil ettikleri kurumları karşılaştırmak açısından ve yazının mizanseni ile ilgili bir karşılaştırma söz konusu

* Kaynak: Reuters, Bloomberg ve IMF Dünya Görünümü Raporu
Diğer ülkelere de bakın. Ama işaretlediğimiz Türkiye ve Brezilya’ya daha iyi bakın.
Brezilya’nın hikayesi bizden kesinlikle daha iyi. Zaten bunu iki ülkenin dolar cinsinden 5 yıllık CDS* seviyelerine baktığınızda da anlayabilirsiniz. Kriz yönetimi açısından düzen ve ilerleme** yanlısı Başkan Meirelles ‘de Ay-yıldızlı Başkan Yılmaz kadar başarılı. İki başkanın temelde ayrıldıkları nokta ise faiz indirimindeki tutumları.. Her ikisi de doğal olarak faiz indirimi yapsa de Başkan Meirelles temkinliliği seçmiş durumda. İşte bu nedenle de Brezilya’da 2010 enflasyonu %4,1 bekleniyor(IMF raporları) iken, şu anki politika faizini %8,75’te tutmaya devam ediyor. Başkan Yılmaz ise faizde düşüş kararının devamı niteliğinde sinyaller vermeye devam ediyor. TCMB için piyasanın kendi arasında konuştuğu sene sonu politika faizi seviyesi %6,0
*Aslında kredi batma sigortası olarak kurumların birbirine alıp/sattığı Credit Default Swap, aynı zamanda ülkelerin piyasa tarafından risk seviyelerini de gösteriyor
** Brezilya bayrağındaki “ordem e progresso” kelimelerinin çevirisi.
Tabloda iki ülkenin 1 yıllık faizini de görebilirsiniz. Türkiye’deki 1 yıllık bono faizi %7,6 iken Brezilya’da %10,50.. Üstelik 2010’da Türkiye’de %6,8 bir enflasyon olabileceği düşünülürken Brezilya’da enflasyon sadece %4,1 öngörülüyor. Sonuç olarak reel faiz Türkiye’de %0,70’e düşmüşken, Brezilya’da hala %6 civarında reel getiri durumu devam ediyor.
Meirelles faizdeki temkinli duruşun faturasını ise Brezilya Real’inin hızlı düşüşü ile ödüyor. Buna karşılık Başkan Yılmaz’ın yaklaşımının faturadan ziyade başarı paylaşımında sorunlar yaşıyor.
Rakamlarla karşılaştırmak gerekirse global kriz öncesi 1,56’ya kadar düşmüş olan Brezilya Real’i, Kasım 2008’de 2,45 seviyesine kadar yükseldi. Şu sıralar ise tekrar 1,74 seviyesinde, .yani krizden önceki en iyi seviyenin sadece %12 üstünde.. Türkiye’de ise Temmuz 2008’de 1,15 olan USD/TL, Kasım 2008’de 1,80 olmuştu. Ve bildiğiniz gibi şu anki USD/TL seviyesi de 1,46 civarında. Krizden önceki en iyi seviye olan 1,15’in hala %27 üzerinde..
TRL’yi oran/orantı yöntemiyle Real’e benzer bir simülasyon ile hareket ettirirseniz USD/TL’nin 1,29 seviyesine kadar düşebileceği varsayımını ortaya atabilirsiniz. Veya tam tersi Real’in reel faizi daha düşük olsaydı USD/Real kuru daha yukarıda kalabilirdi. Kim bilir?
Bu anlamda Başkan Yılmaz faiz politikası ile kurun düşüşünün yavaşlamasında kararlarıyla etkili gözüküyor.
Öte yandan Başkan Meirelles’in bizim de olası senaryolar içerisinde mantıklı bulduğumuz global enflasyon ve faiz artırımına giriş sürecine giriş konusunda eli daha güçlü. Yani bizim bir önceki darboğaza girdiğimiz dönemdeki gibi reel faiz getirisi açısından %5-6 ile oldukça iyi konumda..
Burada aklınıza; “Aktif bir politika güden TCMB dünyada enflasyon ve/veya faiz artırımı trendi oluştuğunda, faizleri indirdiği şekilde hızla yükseltebilir” önermesi gelebilir. Mümkün, ama bu durumda finansal sistemde 2009’da yaşanan aşırı karlılık yerini aşırı kayba bırakır. Ve ayrıca risk ölçümünde hatalar yaparak kendini aşırı iyimserliğe kaptıran kurumlarda da varlık/yokluk sıkıntısı başlayabilir. Bunun da 2001’den bildiğiniz farklı sonuçları gelir. Dolayısıyla faizleri hızla çıkarmak hızla indirmek kadar kolay değil ya da sonuç etkileri farklı.
Başkan Meirelles’in de düşük enflasyona rağmen faizleri belirli seviyede tutma nedenlerinin başında bize göre bu olmalı.
Vaktiniz olduğunda tablodaki diğer ülkelere de bakın. Özellikle piyasada kimin ürettiği belli olmayan ama inanıldığı için de fiyatları da etkileyebilen enteresan fikirler karşısında görüşünüz olması açısından oldukça faydalı olabilir.
Tuesday, 06 October 2009
Bize Kart Atın
06 Ekim 2009 Salı
TUİK’in açıkladığı enflasyona inanıyor musunuz? Türkiye’deki reel faizin sıfıra inmesi gerektiğine ve hatta eksi olmasının normal olabileceğine? O halde lütfen piyasadaki gelişmeleri hayrete düşerek seyretmeyin.
Durumun çok genel tanımı şu; hep beraber yere çakılmayı seçmekten hep beraber uçmayı seçmek.. Bunu önce otoriteler sonra finans kesimi daha sonra da halk benimsedi. Ancak, formülde birkaç eksik var. O eksiğin faturası da bir sonraki döneme kaldı.
Ana kural şu; Savaş ya da toplu başka bir ölüm nedeni olmadığı sürece hayat devam edecek. Bir süre sonra topluca çok uçtuğumuzdan tekrar irtifa kaybı gelecek. Bu nedenle bugüne pek yaramayacak ama uzun vadede genel geçer hatırlatma:
Düşen faiz çıkar. Çıkacak
Düşen kur yükselir. Yükselecek.
Çıkan borsa düşer. Düşecek.
Önemli olan bunun zamanlamasını tutturmak. Bu işin sanat kısmı bu. Kendini kötümser sona kaptırmak kadar, tatlı kazançları cebe indirdikçe saf! biçimde iyimser olmakta çok tehlikeli.
Diğer yandan para kazanmadan kenarda kalıp seyretmek bu işte direkt olarak para kaybetmekle eşdeğer. Ve piyasa ve piyasacılar o kadar yoğun ki sizin felsefeniz, hayat görüşünüz ve nihai sonuçlarla da ilgilenecek vakitleri yok.
Yatırımcıya tavsiye; Ya bir kenara çekilip efendi gibi oturun ya da girin piyasaya tatlı kazancın peşinden koşun. Veya bu işin kompedanı iseniz, tatlı kazancı dibine kadar yakalayıp ardından herkesten önce karlı biçimde pozisyonu satıp, yine en dibinden yeni pozisyona geçin. Daha sonrasında ise yerleşeceğiniz Bahama Adaları’ndan bize kart atın.
Friday, 28 August 2009
İllüzyon
28 Ağustos 2009 Cuma
Ekonomi zayıfken faiz geriler. Kitaplar böyle yazar. Merkez Bankası ekonomi de daralma ve enflasyon da da bu daralmayı teyit edecek düşüklük hissettiğinde faizi düşürür. Faiz düştüğünde de tasarruf eğilimi tüketime doğru kayar. Yani insanlar bankada mevduat yapmak yerine bununla ev, eşya satın alır.
Bu yaklaşım tasarruf açığı olmayan ülkeler için son derece geçerli bir yaklaşım. Tasarruf açığı olmamasından kasıt tükettiğinden daha çok üreten bir ülke ve bunun bireylerin tasarruf alışkanlığına dönüşmesi. Japonya’da faizler %0’a yakındır. Çünkü burada temel sorun tasarruf açığı değil insanların aşırı tasarruf eğilimi. Japonlar tüketimi teşvik etmek için tasarrufu ödüllendirmek yerine biriktirdiğinde zarara geçen bir ekonomi yaratmış. 2008 yılına kadar bize örneklerle tekrar tekrar bu öğretildi.
Bu arada Çin diye bir ülke çıktı ortaya.. Önce feci ucuz ve kalitesiz malların gemi ticareti ile sardılar dört bir yanı. Sonrasında uyanık dünya üreticileri buradaki bedava işgücüne uyandı. Bu defa tüm önemli dünya markaları üretimlerini bu ülkeye kaydırdı. Uyuduğumuz yataktan, giydiğimiz ayakkabıya her şey bir anda Çin malı oluverdi. %8-%10 gibi sürekli büyüyen bir Çin, tüketim kültürü olmadan sürekli üreten bir ülke olmak dünyanın en büyük fonlarını elinde bulunduran bir ülke haline getirdi Çin’i..
Çin’in üretimden kazandığı paraları nereye yönlendireceği üretim yapmasından daha da önemli hale geldi. Bu dünyanın en büyük tüketicisi ABD ile dünyanın en büyük üreticisi Çin arasında kazan-kazan(ya da doğrusu kaybet/kaybet) modeline dayalı bir çıkar ilişkisine döndü. Borç bulamazsa mal satın alamayacak ABD, mal satacak piyasa bulamazsa çuvallayacak Çin..
Bu arada insanların taşa (ev satın almasına) para vermesine dayalı bir ekonomi modeli üretildi. Bu modeli üreten dahi bankacılardı. Çünkü kapitalist sistem serbest ekonomi artık yerli yerine oturmuş, para ve sermaye piyasalarındaki hareketlilik(volatilite) sınırlı hale gelmiş. Bol para kazanmaya alışık bankacılar (bankacılar derken sizin sokakta gördüklerinizden ziyade kazançları milyon doların üstü olan dahiler) hemen bir mortgage piyasası ve bunun türev modellerini üretti. Herkesin kürekle para kazandığı kimsenin kaybetmediği, bankaların feci karlı hale geldiği ve en nihayetinde de senelik bonusların(yıllık prim) kepçe ile dağıtıldığı bir hal aldı. Bu temeli bozuk yeni piyasanın çökmesiyle birlikte de mevcut krizi yaşadık.
Aslında ben Türkiye’deki düşük faizi anlatacaktım. Ama bunun için Türk’lükle ilgisi olmayan insan denen varlığın genetiğinde bulunan kısa hafıza(short memory) yani her şeyi çabucak unutma alışkanlığımızı bilerek biraz geriye gitmeyi tercih ettim. Bu dönemde TCMB ve Türkiye krizi fırsata çevirdi. Dünyanın en yüksek reel ve nominal faizini veren, bunu da alışkanlıkların bu şekilde gelişmesi ve tasarruf açığı nedeniyle yapan bir ülkeydik.
TCMB’nin dünya çapında cesur ve radikal kararları ile artık en yüksek faizi veren ülke değildik. Biz de her normal ekonomi gibi ekonomi zayıfladığında faiz indiren, ekonomi fazla canlandığında da faiz yükselten bir ülke olma yoluna girdik. Yani öncelikle alışkanlıkları kırdık. Ve bunun için TCMB’yi de her defasında tebrik ettik.
YatırımcılarınTürkiye’de faizin düşeceğine, her defasında daha da düşeceğine, inanması ciddi anlamda para girişine neden oldu. Çünkü bu piyasaya o ya da bu şekilde giren herkes bir ay sonra çok iyi paralar kazandı.
Ancak son dönemde kafamızdaki soru işaretleri bizi bırakmıyor. Çünkü, bu işin kalıcılığını sorgulamaya başladık. Çünkü “hane halkının tasarruf eğilimi” değişmedi. Ülkemiz hala ürettiğinden çok tüketiyor. Şimdi buna seçimle birlikte gaza gelen “kamu harcamaları ve bunun yarattığı kamu açıkları” da eklendi. Tüm bunları pansuman eden en büyük neden ise bu yaşadığımız faiz rallisi oldu. Her defasında bir kez daha ineceğine inanılan faizler ve buna bağlı alınan yatırım kararları..
Hisse piyasalarında müthiş bir yukarı düzeltme, benim çalışma hayatımda ilk defa şahit olduğum tek haneli bono faizleri oldu.
TCMB her açıklamasında “enflasyon geriliyor, ekonomi halen zayıf bu nedenle faiz indiriyorum” dediğinde insanlar bunu pozitif olarak algıladı. Enflasyonla mücadelenin zorluklarını çekmiş ülke evlatları olarak enflasyonun gerilemesi bizim için müthişti.
Faizin inmesi de devleti önemli miktarda borçlanan bir ülke insanı için gayet iyiydi. Birincisi, o daha önceden pahalıya parasını satabilmişti. İkincisi, devleti ne kadar düşük faizle borçlanırsa faizin faturasının ona geri dönüşü azalacaktı. Ekonominin cansızlığı sorun değil, çünkü bir süre sonra toparlanırız diye de bir ekleme yapıldı kafalarda.
Şimdi burada üç tane soru soruyorum:
1- Ekonomi canlanırsa, ekonomi zayıflıyor diye faiz indiren TCMB ekonomi canlandığında karşı karşıya kalacağı enflasyon karşısında faiz cephesinde ne yapar? O halde iyi olacağız diye uzun vadeli düşük faize yatırım anlamlı mı?
2- Ekonomi canlanmaz da bunun yanında dünya trendlerinin bu yöne kaymasıyla birlikte eski kabusumuz enflasyon geri dönerse TCMB faiz cephesinde ne yapar?
3- Ekonominin temeli üretim, tüketim ve tasarruf alışkanlıklarımızda kalıcı bir değişim oldu mu?
Biz TCMB’nin bu soruların cevaplarını da düşünerek faiz de bir miktar temkin ve emniyet aralığı bırakmasını tercih ederdik. Ancak, görünen o ki “yelkenlere dolan rüzgarın kaybolması sonucu algıların hızlı değişiminin yaratacağı tehlike” şu an için istenmediği için faizin sınırları zorlanıyor.
Thursday, 30 July 2009
İyimserliğin Limiti
30 Temmuz 2009 Perşembe
Yapılan ciddi araştırmalara göre insanınn yaşamında mutlu olmasının en temel sebebi; genetik yapı. Etrafımızda gördüğümüz mutlu bebeklerin yüzlerindeki gülümseme anne ve/veya babasının da geçmişte mutlu bebek olmasından kaynaklanıyor. Bu öyle etkili ki; bir insanın yaşayabileceği maksimum mutluluk oranı 100 ise bunun 50 si sadece genlerinden geliyor.
İşin ilginç tarafı bizim para piyasası dünyasında da yaptığımız alım satımlar veya yazdığımız yorumlar içimizdeki bu mutluluk ayarından etkilenir. Özellikle olumsuzluğu satın alacak ürünlerin kısıtlı olduğu bir faiz cenneti olan Türkiye’de ve kısmen de tüm dünya piyasalarında uzun soluklu ve istikrarlı para kazananların çoğu bebekliğini gülücüklerle geçiren bu insanlardan çıkar.
Kalabalık ortamda dealing roomlarda çalıştığım geçmiş iş hayatımda da hep kötümser olan ve hep olumsuzluk satın alıp da bu pozisyonlardan nette başarılı olan sadece bir iki kişi tanıdım. Bu bir iki kişiyi hep içten içe takdir ettim. Çünkü, özellikle Türkiye’de sürekli kötümserlikten para kazanmak hakikaten çok zor iştir. Öte yandan çoğu zaman iyimser ve arada kötümser olmak gibi nispeten çok daha kolay olan bir para kazanma yöntemini neden seçmediklerine de hep hayret ettim.
Bu adreste yer alan geçmiş yazılarda, piyasanın kriz ortamını en derinden hissettiği dönemlerde neden TL bono alınması gerektiğini ve TCMB faiz indirimlerinin piyasaların tahmininden de fazla olacağını, Hazine Bonosu’nun güvenli liman olduğunu, para satılacak yer azaldıkça bankaların yöneliminin Bono ve Tahvil’e kayacağını bilmiyorum kaç kere yazdım.
Ancak, gelinen son noktada temel ekonomik veriler ve mevcut gidişat soru işaretleri yaratıyor. Özellikle de hızlı trader arkadaşlarımdan duyduğum temeli çok sağlam olmayan ve enteresan biçimde zorlama iyimser yorumları duydukça da kafa karışıklığım artıyor.
İtiraf edeyim aileden gelen bir torpille genelde sabahları mutlu uyananlardanım. Ancak, genel olarak iyimserliğimin yanında bunun da bir limitinin olduğunu ve şu sıralar bu limiti bir miktar zorladığımızı düşünüyorum.
Reel Faiz
TCMB’nin enflasyonda 2009 için orta nokta tahmini %5,9. Dönemsel nominal faizin şu sıra %9-%10 olduğunu varsayar isek yılın geri kalanında net reel faizin %3-%4’e gerilediğini düşünebiliriz.
Wednesday, 15 July 2009
Cehalet Mutluluktur!
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Bu meşhur sözdeki cehalet kelimesini bilgi eksikliği olarak anlamak gerekir. Bundan onbir yıl önce çalıştığım işyerine servisle ulaşıyordum. Servis yolculukları ve dostlukları keyiflidir. Fakat güzergah veya servisin bekletilmesi münakaşaları da bir o kadar meşhurdur. Günlerden bir gün müthiş bir kavga ortamı doğdu. Konu güzergahın kimin evinin önünden geçmesi gerektiği idi. Hiç kulak asmadım. Çünkü, ertesi gün servise binebileceğimizden hiç emin değildim. Ertesi gün bir servisimizin olacağından da.. Daha önemlisi ertesi gün servisle gidilecek bir işyerimizin olacağı da meçhuldü.
Önümüze günde en az yirmi değişik ekonomi raporu geliyor. Bunun yanında günlük olarak piyasaları takip ediyor, yeni haber ve yeni ekonomik verileri takip ediyoruz. Kendi temel ve teknik analizlerimizi de ekliyor, buna göre bir görüş belirlemeye çalışıyor ve işimizi gerektiğince yerine getirmeye gayret ediyoruz. Bazen takıldığımız anlar oluyor. Bu takılma anlarını fizikteki kuvvet kuralları daha iyi açıklıyor. Bir cisime birden fazla kuvvet uygulandığında, bu kuvvetlerin sonucunda bileşke bir kuvvet ortaya çıkar ve cisim buna göre hareket eder veya şeklini değiştirir. Kimi zaman bu kuvvetler dengeye gelir. Yani bileşke kuvvetin değeri sıfıra ulaşır. Bu durumda da cisim ya sabit olarak durur ya da sabit bir hızla hareketine devam eder.
Piyasalarda alıp sattığımız ürünler her ne kadar sanal ortam üzerinden gerçekleşse de sonuçta alıp sattıklarımız fiziken var olan kağıt ya da petrol veya altın gibi mallar.. İzle - Düşün – Pozisyon Al – İzle – Düşün – Pozisyon Al zincirini ve bu zincirin yüzbinlerce kişi tarafından yapıldığı bir piyasa ortamını düşünün. Zincirin her bir halkası da bir kuvvet ifadesi. Tabiki en güçlüsü de alınan-satılan pozisyonlar.
Örneğin Devlet Tahvili.. Tahvilin fiyatı üzerine yüzlerce kuvvet uygulanıyor. Bu kuvvetlerin bazıları belirli yöndeyse, örneğin kötümserse tahvilin fiyatı düşüp faiz artıyor. Veya uygulanan kuvvetlerin yönü pozitifse tahvilde alım yönünde bir piyasa oluşuyor, fiyatı yükseliyor.
Piyasadaki gençler buna “flow“ diyor. Yöneticiler bu gençlere trade etmek(kar için pozisyon almak) için yatıp kalkıp flowu takip etmesini telkin ediyor. Çünkü “flow” aslında herşey olarak algılanıyor. Günlük, saatlik tradelerde de hakikaten “flow“ herşey oluyor. Çünkü örneğin döviz kurunun yükselmesini beklediğin bir sabah anlamsız biçimde kur düşebiliyor. O sabah örneğin bir KİT’in işi gereği yüklü döviz satacağını da hesaba katmak için “flow“u takip etmek gerekiyor. Bu takip gerekliliği de gençler arasında çok nadiren içten ve genellikle de yüzeysel dostlukları kuruyor.
Kuvvetlerin dengelendiği noktada piyasada yatay bant hareketi oluşuyor. Yani piyasalar iki ileri bir geri benzer seviyede kalıyor. Bant hareketi oluşurken en şaşkın olanlar, trendçiler olarak ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım, büyük deprem sonrası her gün deprem olacağını sanma yaklaşımı veya herşeyin aşırı iyi olacağını sanma eğilimi. Bu yaklaşımların her ikisi de güzel para kaybettiriyor.
Şöyle düşünürsek, piyasa dengesini oluşturan iki kuvvetten biri herşeyin ve en kötünün geride kaldığını düşünenlerin pozisyonları, bunun karşısında ise ise bugünlerin iyi günler olduğunu düşünenlerin pozisyonları var. Bu ters yönde olan ve şiddeti benzer iki kuvvetin bileşkesi de şu sıralar sıfıra yakın bir yerde seyrediyor. Ve piyasalar duruyor.
Yaz mevsiminin de etkisi önemli ama biz biraz da tecrübe yaşlılığından dolayı daha çok negatif kanatta kalarak « şimdilik » seyretmeyi yeğliyoruz.
Tuesday, 07 July 2009
Yattığın Yerden Para Kazanmak
07 Temmuz 2009 Salı
Finans sektörü yatarak para kazanabilinecek bir sektör değildir. Bu işe profesyonel ya da amatör anlamda giren biri bunu aklından asla çıkarmamalı. Ne zaman biri size bedava, oturduğunuz yerden! para kazanacağınızı söylerse, karadaysanız Usain Bolt denizdeyseniz de Michael Phelps’e yakın bir perfomansla oradan uzaklaşın.
Son dönemde bir FOREX türküsü tutturuldu. Anahtar kelime Scalping*.. Örneğin; Bir broker şirketi geliyor ve arkasında yurtdışında yaşayan finansal bir kurum varlığından bahsediyor. Bu şirket size spot piyasalarda parite üzerinden alım-satım imkanı tanıdığını söylüyor. Bunu yaparken de mevcut paranızın 25-100 katı kadar kaldıraç kullanabileceğinizi söylüyor.
Buraya kadar herşey normal. Bizde de SPK ve BDDK tarafından denetlenen bazı bankaların ya da aracı kurumların sunduğu bu imkanı, farklı kanallarla örneğin yurt dışındaki bir kurum üzerinden “kendi güven algınıza” göre kabul etmek ya da etmemek bizim yapın ya da yapmayın diyeceğimiz bir iş değil. Her koyun tamamen kendi bacağından asılacak. Herşey yolunda olduğu bir durumda bu şirketlerle problem yaşamazsınız. Ancak böyle bir kurumla hukuksal bir mücadele içine girdiğinizde de size destek olacak bir denetleyici otoriteden söz edemeyiz.
Esas garip olan ne?
Bu firmaların bazıları size gelip elinize bir takım dosyalar tutuşturarak, üç ay önce 3.000 dolar yatıran birinin nasıl da kendiliğinden 6,000-7,000 dolara ulaştığını söylüyor.
Söylediklerini açarsak; bir hesap açtırıp paranızı o hesabınıza yatırdıktan sonra, internet üzerinden bu hesaba girerek otomatik bir trade programını devreye sokuyorsunuz. O program da önceden tanımlanmış kurallar dahilinde ve tamamen sizin paranızla kendi kendine (dakikada 3-5 alım satım sıklığına ulaşabilecek kadar çok) işlem yapıyor. Bu işlemlerin bazıları kâr bazıları ise zarar yazıyor. Tüm bu işlemlerin sonucunda da nette paranız artıyor. Çünkü, kâr ettikleriniz zarar ettiklerinizden fazla..
Size böyle bir ürünün satışını yapmak isteyenlerin iyi niyetinden şüphe yok. Ama sattıkları ürünün ne denli tehlikeli olabileceğinin sanırım hiç farkında değiller. Çünkü, bu tür otomatik trade programlarının en büyük zaafı açık tabirle kaşık kaşık topladığınız kârları kepçeyle ve tek seferde verebilmeniz.
Bir an için paranızı teslim edeceğiniz kurumun son derece sağlam bulduğunuzu ya da bu riske değer olduğunu düşünün. Ve diyelim ki bu işe sıcak baktınız. İlk bir kaç ay da paranızın arttığını da gördünüz. Mutlusunuz! Fakat bir sabah uyandığınızda kazandığınız parayı geri verdiğinizi, onu bırakın yatırdığınızın paranın da bir kısmının uçtuğunu düşünün. İşte bu sırada size verilecek olası cevaplardan birini kamu hizmeti olarak size şimdiden vereyim :
Efendim, uluslar arası piyasalarda yaşanan hareketlilik sonrası kontrol dışında ve çok kısa bir süre içerisinde parite X’ten Y’ye kadar geriledi. Bazı dedikodulara göre Londra’daki büyük bir kurumun yazdığı büyük bir opsiyon söz konusu. Bunun farkında olan bir kaç trader bu opsiyonun üzerine oynamış. Nihayetinde bu opsiyon gerçekleşince de o büyük kurum büyük miktarlı alıma başlamış. Şimdi herşey kontrol altında. Size yeniden kazandırmaya devam edeceğiz. (Tabi yerseniz !)
*Scalping: Çok sık alım-satım yaparak küçük kar ve zararlarla o piyasada işlem yapmak
Not: Risk analizini ve alım satım kararını size bırakan, karı veya zararı kendi kararlarınızla sağladığınız ve size sadece elektronik ortamda ulaşabilecek bir imkan sağlayan kurum ve kuruluşlar ile bu yazıyı bağdaştırmak doğru olmaz.
Thursday, 02 July 2009
TCMB’den Faiz İndirim Sinyali
02 Temmuz 2009 Perşembe
Otoritenin TCMB faiz indirimi konusunda düşüncüleri yerkili ağızların açıklamalarıyla biraz daha netlik kazandı. Bir süredir faizlerin daha da inmesinden içten içe endişe duyduğumu yazıyorum. Peki neden?
Yeni bir on yılın daha sonuna gelirken geçmişe dönüp 90’ların sonuna bakalım. Faiz %150’ye geldiğinde eldeki mevcut para uzun vadeli!(genellikle 1 yıllık devlet tahvili karşılığı) satılır, %100’e düştüğünde satılan paralar mümkünse geri alınır(tahviller satılır) ve çok kısa süre sonra %150 ye çıkacak seviyeden satmak için yeni kaynak (mevduat, bankalar arası borçlanma) bulunurdu. Bugünse, tahvilde faiz %13’ mü olmalı, yoksa %11’e mi inmeli diye düşünüp duruyoruz. Bu arada mesele elbette geçmişteki şaaşalı günlerimize özenmek değil. Sağlıklısı doğal olarak bugüne yakın bir manzara. Fakat tüm bunların bir pamuk ipliğine bağlı olup olmadığı en büyük endişe kaynağı.
Geçmişte;
- Koalisyon hükümeti ile herhangi bir devlet kurumu, kurumu bırakın muhalif sesler veya iş adamları arasında bir gerginlik söz konusu olduğunda, bu hemen fiyatlara yansır, yüksek enflasyon avantajı(ülke için değil bundan faydalananlar için) da kullanılarak hemen fiyatlara yansıtılırdı. Politik aktörlerin ağzından her çıkan söz alınıp satılırdı.
- Piyasalar kendi çalıp kendi oynar yani devletin hazinesi ağırlıklı olarak yerli bankalar ve bıyıklı yabancılardan borçlanırdı. Bu nedenle sabah gazetede çıkacak ve içinde soru işaretleri de barındıran bir haber kolaylıkla piyasayı gerer, faizler en az %10 (on puan) iner çıkardı. Bazen bir dedikoduya kaynak dahi gösterilemez. Ama yine de satılıp alınırdı.
- Devletin Hazine’sinin borçlanıp borçlanamayacağı ve tavhil ihaleleri en önemli konuydu. TCMB bilançosu ile yatar Hazine Nakit akışı ile kalkardık. Net İç Varlıklar aşağı Net Dış Varlıklar yukarı oynardık.
- Piyasaların henüz olgunlaşmaması da değişik kâr imkanları yaratıyordu. Fakat bizim gibi sihirbazların şapkasından çıkardığı bu kârlar eninde sonunda önce devletin sonra da milletin kasasından çıkardı.
Bugün;
- Bugün için tek parti iktidarı politik endişeleri geri planda tutuyor. Daha çok kabinedeki revizyonlara kafa takılıyor. Örneğin başlarda piyasaya hiç güven verememiş, Derviş’i mumla aratmış ama sonrasında pişince başarılı bir performans sergilemiş Babacan’ın Dış İşleri’nden Ekonomi’nin en başına gelmesi olumlu karşılanıyor. Piyasalar hemen hükümete olumlu anlamda göz kırpıyor.
- Global piyasalar ve kaynakların çeşitliliği olumlu zamanlarda olduğu gibi olumsuz zamanlarda da etkisini gösteriyor. Bu konudaki çalışkanlığı inkar edilemeyecek Hükümet’in önderliğinde, en zor zamanlarda dahi, bankalarımız ve büyük özel şirketlerimiz kaynak bulabiliyor. Hatta para Çin’deyse bile gidip onu oradan alıyor.
- TCMB faizi bu kadar indirirken reel piyasalardaki güvenilmez ve kredi verilmez durum bankaları herşeye rağmen bono-tahvil almaya ve bu işten para kazandırmaya veya parayı buraya park etmeye itiyor. Böylece Hazine’de kolayca borç bulabilen bir kurum haline geliyor.
- Artık IMF ümüğümüzü (gırtlak, boğaz) sıkamıyor. Fakat bu arada piyasalara, en az on defa “IMF’le anlaşma kapıda, detayları görüşüyoruz“ haberleri de geliyor. Kimi zaman direkt yetkili ağızlardan kimi zamansa dedikodu biçiminde ortaya çıkan milyar dolarlı rakamlar piyasaları her seferinde sakinleştiriyor. Aslında bu da önemli bir marifet. Çünkü, her seferinde “IMF olasılığı her derde iyi geliyor, tabi yerseniz!“
Özet: Özellikle 2001 krizinin verdiği olgunlukla geçmişe göre daha oturmuş ekonomi yönetimi, tek parti iktidarı, yapısal olgunluk ve çok daha önemlisi TCMB’nin tarihi başarılı kriz yönetimi. Buna karşılık her normal ticari kurum gibi para kazanmayı hedef edinmiş, ama gençliğinde edindiği “zaaflardan para kazanma“ huyundan da vazgeçemediği düşünülen piyasalar..
Thursday, 18 June 2009
TCMB’nin Şaşırtıcı Faiz Kararı
18 Haziran 2009 Perşembe
Şimdiye kadar tüm TCMB kararlarına şapka çıkardık. Ama bu defa şaşırıyoruz.
Çünkü son faiz kararı marjinal faydasından çok, potansiyel zararı kısmen fazla olabilecek bir yaklaşım. Öte yandan kısa vadeli faizi indirirken orta vadeli faizi etkileme çabası yok gibi gözüküyor. Zaten piyasalar da artık TCMB faiz indiriyor diye tahvil piyasasında alım yapmıyor.
Bizim eleştirilir bulduğumuz nokta ise piyasa dengesi. En zor zamanlarda büyük bir başarı ile sağlanan denge, bu kadar rahat zamanlarda bozulmamalı. Tabi bir ihtimal daha var. TCMB doğru yaklaşımı gösteriyor. Belki de bizim daha öğreneceğimiz çok şey var.
Yine de aklımıza düşenleri sıralayalım. Sıradan köşe yazarı gibi deyimlerle süslemekten imtina etsekte dünden beri aklımızda tek bir deyim var. “Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek„
Bankalar kredilerde de mevduat kaynaklarında da TCMB kadar “cesur“ değiller. Aylık mevduata %12-13 ödemeye, devlete %13, bireye %20 kuruma ise % 15-16 civarında para satmaya devam ediyor. Bankalar zaten TCMB’den sağladıkları ucuz kaynaklarla kısmen de olsa düşürebiliyor. Belki de bu yüzden yüksek mevduat faizi ortamına devam edebiliyor.
Türkiye dövize %4-%5 arası kazanılabilen bir ülke.. Üstelik bunun bir de döviz opsiyonu ve döviz opsiyon primi getiri olasılığı var. (%2-%5 aralığında ek getiri olasılığı). Bizdeki faizi düşünürken LİBOR’u daha az akla getirmemek gerekiyor.

|
|
 |
|
|
 |
Bilgi Güçtür
DÜZEY EGT. ARAŞ. LTD.
KUŞTEPE LEYLAK SOK. NURSANLAR İŞ MERKEZİ, KAT:10 DA:39 MECİDİYEKÖY-ŞİŞLİ-İSTANBUL
TELEFON (Phone): 0555-6417906 (Osman Arslan)
Email: osman.arslan@bilgeyatirimci.com
Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.
|
|  |
|
BASINDA EKONOMİ ve FİNANS
(Yazarın resmini tıklayınız)
www.bilgeyatirimci.com
|
|
10 Mart 2010 - AKŞAM
|
|
|

|
Sanayide üretim artışı sürüyor
|
|
| |
|
Deniz GÖKÇE
|
|
|
|
30 Aralık 2009- REFERANS
|
|
|
|
Genç girişimciler kura faize değil talebe bakıyor
|
|
| |
|
Kerem ALKİN
|
|
|
10 Mart 2010 - HABERTURK
|
|
|

|
Sanayi üretimi büyümesi hız kesti
|
|
| |
|
Ercan KUMCU
|
|
|
|
04 Mart 2010 - RADİKAL
|
|
|

|
İşsizlik ve enflasyona dikkat
|
|
| |
|
Mahfi EĞİLMEZ
|
|
|
|
09 Mart 2010 - VATAN
|
|
|

|
Ocak sanayi üretimi
|
|
| |
|
Asaf Savaş AKAT
|
|
|
|
20 Şubat 2010- RADİKAL
|
|
|

|
Yeni risk haritası
|
|
| |
|
Taner BERKSOY
|
|
|
10 Mart 2010- VATAN
|
|
|

|
EMF hemen şimdi!
|
|
| |
|
Ali AĞAOĞLU
|
|
|
10 Mart 2010- HÜRRİYET
|
|
|

|
Enflasyon geldi cihane yeşil biber bahane
|
|
| |
|
Ege CANSEN
|
|
|
|
08 Mart 2010- RADİKAL
|
|
|
|
Mali danışma kurullarının gerekliliği
|
|
| |
|
Fatih ÖZATAY
|
|
|
10 Mart 2010 HABERTURK
|
|
|

|
İzlanda’nın borç referandumu
|
|
| |
|
Gazi ERÇEL
|
|
|
|
01 Mart 2010 Finanstrend.com
|
|
|

|
Emtia fiyatları dolardan bağımsız
|
|
| |
|
Ateşhan AYBARS
|
|
|
|
10 Mart 2010- MİLLİYET
|
|
|

|
The Wall Street ve The Citi maskaralığı
|
|
| |
|
Hurşit GÜNEŞ
|
|
|
|
10 Mart 2010 REFERANS
|
|
|

|
Sanayi üretimi verileri ümit kırıcı değil ama ortam öyle
|
|
| |
|
Hasan ERSEL
|
|
|
|
04 Mart 2010 - REFERANS
|
|
|

|
Bu şirketler kurumsallaşmadan bankadan zor kredi alırlar'
|
|
| |
|
Güven SAK
|
|
|
10 Mart 2010 - RADİKAL
|
|
|

|
Bant hedeflemesinin adı konulsun
|
|
| |
|
Uğur GÜRSES
|
|
|
|
10 Mart 2010 Finanstrend.com
|
|
|

|
2012´den önce yatırım derecesinde not beklemiyoruz
|
|
| |
|
Özgür ALTUĞ
|
|
|
|
23 Şubat 2010 MİLLİYET
|
|
|
|
‘Şimdi sıra bizde’, her şey yolunda
|
|
| |
|
Osman ULUAGAY
|
|
|


|