ANASAYFA
ÖĞRENCİLERİM İÇİN ÖZEL
Temel Analiz Kitapları
Teknik Analiz Kitaplari
Ekonomi Kitaplari
Yatırım Kitapları
KİTAPLAR
TEMEL ANALIZ EGITIMI
TEKNIK ANALIZ EGT
TRADING EGITIMI
Seans Içi Yorumlar
Günlük Yorumlar
YORUMLAR
Yaşar ERDİNÇ
Atilla Yesilada
N. Nuri SEVGEN
Burak GERCEK
Fatih BOZKURT
Mehmet KEPEZ ile RANDORI
Uzeyir DOGAN
Fatih Yeğenoğlu
GOKHAN TASPINAR
Cetin UNSALAN
NURGUL CHAMBERS
Hakan YIGIT
Kerem ALKIN
Levent DURUSOY
Cemil Ertem
Cengiz KILIC
Ismet Demirkol
Hamit Bozkurt
Kaan Sariaydin
YAZARLAR
İLETİŞİM

10 Mart 2010         Günlük Analiz

FITCH, KAHN ve Piyasalar

Yasar ERDİNÇ

 21 Aralik 2009        DERİN Bakış

 
 PROJE FİNANSMANI
(PROJECT FINANCE)

    Nurgül CHAMBERS

26 Ocak 2010       Referans

Erhan Aslanoğlu

FED Faiz Artırımlarına Başlamalı

Erhan Aslanoğlu

RADİKAL KİTAP'TAN ESİN ÇETİNEL'İN DEĞERLENDİRMESİ
15 Ağustos 2007
Finansal terörizm, krizler ve ABD

 

Yaşar Erdinç'in 'Para Harekâtı' kitabı, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri bir aşk öyküsü çevresinde okumak isteyenler için

ESİN ÇETİNEL

Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.
Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.
İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.
Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabının önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.

Latin Amerika krizleri
Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.
Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.
Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.

 

Kitabımı bütün  DNR, REMZİ KİTABEVİ, İNKILAP KİTABEVİ ve diğer büyük kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ya da aşağıdaki internet adreslerinden sipariş verebilirsiniz.

http://www.ideefixe.com/

http://www.kitapyurdu.com/

http://www.scala.com.tr/

 Atilla YEŞİLADA

Finansın Duayeni Atilla Yeşilada, belki de yabancı yatırımcılara Türkiye'yi ilk defa tanıtan isimdir. Yıllarca finans dünyasında profesyonel bir yönetici olarak çalıştıktan sonra NTV, CNBCE, SKYTURK, HABERTURK gibi televizyonlarda çok sayıda program yaptı. Basın dünyasının ileri gelen önemli ekonomi ve finans yazarlarından biri oldu. Keskin dili ve her olayı en çarpıcı ve keskin dille aktarmasıyla ünlüdür. Okurken muazzam keyif alır ve tekrar okursunuz.


Wednesday, 10 March 2010

Kabak Gibi Açıkta Kaldık

10 Mart 2010 Çarşamba

Önce AB çıpası dipte taradı, halatı kestik de...yolcular ürkmesin diye kaptan anons yapmıyor. IMF çıpası zaten hiç suya atılmamıştı da, arka güverteden iki miço “splosh” diye sesler çıkartarak yolcuları kandırdılar. Şimdi kabak gibi ortada kaldık. AKP Türkiye’de hükümet eden en şanslı parti, çıplak denize girse, ayak parmağına kalkan balığı sıkışıyor, ama şans ebediyen devam etmez. IMF’nin artık isyan edercesine “stand-by yok” beyanından sonra, önümüzdeki günlerin estirebileceği rüzgarları da göz önüne alarak çıpasız Türkiye nereye sürüklenir, bir analizini yapmak şart oldu.

En iyimser senaryodan başlamak gerekirse, hiç bir şey olmaz. Türkiye ekonomisinin gerçeği, IMF’nin kısa açıklamasında çizdiği gibidir: Güçlü bütçe, sağlam mali kurumlar, büyümeye geçiş, vs. Dünya da bize yardımcı olur, çifte dip yaşanmaz, Yunanistan gibi başka kırılgan ülkelerin keşfi sonunda oluşacak kredi darboğazları ya gerçekleşmez, ya da Türkiye’nin finansman ihtiyacını karşılamasını zorlayacak kadar uzun sürmez. Olmayacak bir senaryo değil, ama kötülerine bakmakta fayda var.

İlk kötü senaryo dışsal şoklardan kaynaklanır. Yunanistan sorunu bitmedi. Dün Fitch’in Portekiz’in kredi notununu indirebileceğini hatırlatması uyarıdır. Bu sorun Avrupa TÜM kırılgan ülkeleri kurtarma kapasitesine sahip, fonlama kaynağı belli ve yeterli bir kurum veya mekanizma oluşturuncaya kadar da geçmez. CDS gibi gerçek fonksiyonunun aksine, riski sigortalamak için değil, zayıf şirket ve ülkeleri açığa satarak para kazanmayı amaçlayan türev ürünlerin sıkı denetime alınması veya yasaklanması da soruna çözüm olmaz. Sorun kanayan bir bütçe açığı cerahati, CDS spekülatörleri ise üstüne konan opportunist parazitlerdir. Eğer bu mekanizma kurulmazsa, PIGS, İngiltere, ve bence AB ekonomisi yavaşlarsa büyük finans kurumlarının yeniden ödeme zorluğuna düşmesinin, yaratacağı kredi darboğazları, hala büyük sayılacak dış finansman yükümlülükleri olan Türkiye gibi ülkeleri de zora sokar. Belki, TL’yi yokuş aşağı yuvarlayacak boyutta bir finansman sıkıntısı oluşmaz, ama büyümeyi yavaşlatacak kadarı olur. Yabancı doğrudan yatırım yavaşlayabilir, kredi maliyetleri DIŞSAL nedenlerden artarak büyümeyi frenler.

Daha kötü senaryo ise hiç küçümsenecek boyutta değil. AKP referanduma gidiyor. Sn Erdoğan inkar etse de, hem referandumu kaybetmesi hem de büyük farkla kazanması halinde erken seçim ufukta görülebilir. Bu politik senaryomu başka bir yazıya saklayayım, ama şu gerçek: Tüm anketler ve kamuoyu görüş yoklamaları referandumu kimin kazanacağının kesin olmadığını gösteriyor. Türkiye, 3 aylık bir belirsizlik sürecine giriyor. Bunun üstüne bir de Mart’ta aniden bastıran kışın mahsule zarar vererek TÜFE’de bir şok daha yaratması olasılığını koyalım. Enflasyon beklentilerinin 12-24 ay vadede %7 ve üstüne çıktığını varsayalım. Bütçede Şubat ayında öngördüğümüz iyileşmenin gelirler tarafında sürdüğünü, ama faiz dışı harcamalarda referandumu kazanmak veya büyümeyi hızlandırmak için altyapı yatırımları yoluyla hızlanmanın yeniden başladığını düşünelim. İŞTE O ZAMAN...IMF’yi çok arayacağız.

Çünkü, kendi halkına düzenli olarak yalan söyleyen bir hükümet Mali Kural filan ilan ederek durumu kurtaramaz. Bir yıldır süren yalanla oyalamanın ardından yatırımcı artık Mali Kural’ı ciddiye almayacak kadar akıllandı. Aynı yatırımcı yakında, enflasyonist baskılar artsa da, AKP’den ölüm gib tırsan TCMB PPK’nın da faiz artırımına gidemeyeceğini kestirecek. Ne içsel, ne de dışsal çıpa...AKP’nin “ben sözüm eriyim” lafına inananların insafına kalan bir ekonomi hiç de mantıksız bir senaryo değil.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 12:17 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Friday, 05 March 2010

Komşularla Sıfır Sorun

05 Mart 2010 Cuma

Prof Davutoğlu’nun ülkemize en büyük hediyesi olan “komşularla sıfır sorun” politikasının bize kazandırdığı bu muhteşem zaferin hale etkisi altındayım. Göz yaşlarımı tutamıyorum. Komşularla sıfır sorun herhalde Ermeni Diasporası ve Beyaz Saray Yönetimi tarafından çok iyi kavranmış olmalı ki, birincisi Ermenistan’la barış getirecek protokolleri filan iplemeden bu sene ABD Kongresin’den bir Ermeni soykırım tasarısı geçirmek için atağa kalktı. Obama da herhalde bu tasarının Kongre’de adım adım genel kurul oylamasına doğru ilerlemesini Ankara’yı Ermenistan’la protokolleri imzalamaya zorlayacağını düşünmüş olmalı ki, son dakikada “kerhen” müdahele etti.

Siz samimi olarak elinizden gelen tüm iyi niyeti göstermenin komşularınızla olan sorunları çözeceğine inanırsanız, iki olasılıkla karşılaşırsınız. Birincisi, komşularınız da sizin kadar barışsever ve iyiniyetlidir. Belirsizliklerden kaynaklanan tıkanmaları aşmak için sizin ilk adımı atmanız, komşuları da yüreklendirir ve kısa zamanda herkesi tatmin edecek çözümlere ulaşılır. İkincisi, komşularınız sizin iyi niyetinizi saflık veya zafiyet olarak algılayan kötü niyetli aktörlerdir. O zamanda sizi günde 24 saat, senede 365 gün kullanarak istediklerini elde etmeye çalışırlar. Maalesef, benim şahsi tecrübem, özellike mahkum edildiğimiz bu coğrafyada her iyi niyet adımının zafiyet olarak algılandığı.

Eğer haklıysam, ABD Kongresi örneğinde, Kıbrıs’da, Ermenistan’da, Irak Kürt Yönetimi’yle, İran’la olduğu veya kısa vakitte olacağı gibi, bir noktada komşularınızın sizin iyi niyetinizden yararlanmasını engellemek için, dişlerinizi göstermek zorunda kalırsınız. Ankara da dün bunu yaparak Büyükelçimiz’i “istişare için merkeze davet etti” ve Ermeni soykırım tasarısının yasalaşması durumunda kıyameti koparacağını sinyalledi. İşte böyle yaptığınızda da size seyreden dünya aşırı tepki gösterdiğinizi düşünecek, ve yine sizi haksız bulacaktır. Bunlar çok basit oyun teorisi gözlemleri. Prof Davutoğlu gibi önemli bir biliminsanının bu denli basit denklemlerin içinde dahi önünü görememesi üzücü ya.

Piyasalar Dışilişkiler Komitesi’nin taslağı onaylanmasına hiç tepki göstermedi. Zaten bugün tüm kürede risk iştahında artış var. Ancak, piyasaların sessizliği poltik risklere tepkisizliğin ilelebet süreceği anlamına gelmesin. Öngörülebilir risklerin satılması veya satınalınması konusunda finans dünyasında çok sert anlaşmazlıkların başgösterdiği bir ortamdayız. Artık eskiden herkesin düsturu olan “risk varsa, anında iskonto edilir, ortaya çıkan fiyat doğru fiyattır” çok sert eleştiriliyor. Çok değişik risk iskonto mekanizmaları raftan indirilip yeniden kullanılmaya başlandı.

Mesela, fiyatlamada kullandığımız beklentiler “adaptive” yani geçmişteki tecrübelere ağırlık veren nitelikteyse, 8 yıldır her badireden burnu kanamadan kurtulan AKP’nin Ermeni sorunu başta, referandum vs gibi tüm risklerden de yine zaferle çıkacağını varsaymanız çok muhtemel. O zaman ancak risk gerçekleştikten sonra fiyat hedefinizi ayarlarsınız. Ya eksik enformasyonla çalışan, yada doğru enformasyonu düzenli olarak yanlış değerlendiren bir beyne sahipseniz, ya Türkiye’de ne olup bittiğini WSJ’da okuduğu iki satır yazıdan çözdüğünüzü düşünüp karar verir, ya da okuduğunuzu yanlış anlayıp risk olmadığını düşünebilirsiniz.

Ama, karar vermekte kullandığınız enformasyon matriksi aynıdır. Bakalım ona kısaca, sonra siz kendi beklenti mekanizmanızı seçin:

• Ermeni sorunu: Eğer soykırımı taslağı yasalaşırsa, Türkiye-ABD ilişkilerine büyük darbe vurulacak
• Referendum: Nerdeyse kaçınılmaz, ülkeyi 3-5 ay kitler
• İkinci kapatma davası: İsmailağa Cemaati AKP’den destek aldığını açık açık ifade edince, olasılığı yükseldi
• Erken seçim: Son ankete göre, AKP %31, CHP %27
• Ekonomi: Toparlanma yavaş veya orta karar

Şimdi siz bu enformasyonu alın, ve bir de bugünkü fiyatlara bakın bakalım.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 02:14 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 04 March 2010

Kancık AB

04 Mart 2010 Perşembe

Yahu, hani Yunanistan demokrasinin ve Batı uygarlığının beşiğiydi? Pluto’dan Aristotoles’e kadar tüm o devler hala Avrupa’da gençlere okutuluyordu? Zavallı Papandreu isyan ve iç çatışma riskini göze alarak 4.8 milyar Euro daha kesti bütçe açığını, ama tarihe geçecek bir kancıklık örneği ile, Merkel ve Sarkozy Yunanistan’a mali destek vermeye gerek olmadığını beyan etti. Göya, Yunanistan’ın aldığı tedbirler paniği yatıştırmaya yetermiş. Yok öyle bir şey tabii. Aksine, Yunanistan’ın aldığı tedbirler ekonominin büyümesini iyice frenleyip, bütçe açıklarının artması sonucunu getirir. Yunanistan piyasalara niyet beyan etti, şimdi geçmişteki hataların telafisinin halkı fakirleştirmeden ve reformlara desteği bitirmeden önce AB’nin yardım paketiyle devreye girip, büyümeyi desteklemesi gerekirdi. Trak para verilmese de, “gerekirse vereceğiz” türü bir açıklama şarttı.

Ben AB’nin sırf kendinden olmayan bizim gibi Barbar Türkler’e yalan söylediğini sanırdım, ama meğerse kendi kanları-canlarını bile haraç-mezat satarlarmış ya. Bu Birliğe üye olmak piramid kolpusuna girmek gibi. Sistem hep merkez ülkeleri korumak ve onların çıkarlarını öne çıkarmak üstüne kurulmuş. AB şimdi bu miyopluğunun bedelini ödeycek. Belki bu hafta ya da bu ya değil, ama bu yıl içinde kesinlikle ödeyecek. Wall Street’in önde gelen traderlarından biri kitap yazmış. Bir fasılda şöyle deniyor: “Para kazanmak size dost kaybettirir. Eğer dost istiyorsanız, bir köpek yavrusu satınalın”. Ha, şimdi AB’nin kırılgan ülkeleri olan PIGS’in karşısında bu mentalite ile iş yapan bir köpekbalığı sürüsü var.

AB iki defa Yunanistan’ı kurtaracağına söz verdi, sonra sözünden döndü. Bu köpekbalıkları için suda kanayarak tek kolla kıyıya ulaşmaya çalışan yüzücülerin kokusunu almak gibi bir şey. Saldıracaklar. Önce Yunanistan’a, sonra resesyonu gittikçe derinleşen, Euro cinsinden aldığı konut kredisi sendikasyonlarını ödemekte zorlanan bir bankacılık sistemi olan İspanya’ya sıra gelecek. İngiltere’den gelen veriler çelişkili, düne kadar ekonomide resesyonist baskılar ağır basıyor diyorduk, dün gelen hizmetler faaliyet endeksi beklentilerin bayağı üstünde çıktı. Ama dün çok ünlü bir fon yöneticisi “Eğer seçimlerden koalisyon çıkarsa, kıtır kıtır yerler Kraliçeyi” diyordu.

Özetle, AB ya da Birlik içinde söz sahibi olan merkez ükeler, yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlar, ama çok yanılıyorlar. Mesela, dün Kıta’dan gelen veriler 4Ç2009’da gözlenen ve hiç beklenmeyen yavaşlamanın 1Ç201’a da sıçradığını gösteriyor. Avrupalı aptal değil, AB’nin sorunları çözmekten aciz olduğunu, ona refah sağlayamayacağını çaktı, şimdi korkuyor, çok korkuyor. Avrupa Merkez Bankası bugün de faizleri artırmayacağı gibi, çok uzun süre bu seviyede yoluna devam edeceğini sinyalleyebilir. Euro dolar ve Japon Yeni’ne karşı değer kaybedecek. BELKİ bu değer kaybı sayesinde Kıta ihracatını artırarak ikinci bir resesyonu engelleyebilir, ama bence bu bile kesin değil. Çünkü, biz PIGS’e gözümüzü dikmişken, AB’nin bilançoları kötü kredilerle dolu bankaları konusunda hiç bir şey yapmadığını, Yunanistan veya İspanya’a yaşanan her şokun, ülke bankalarının borçlanmasını bir kat dah zorlaştırdığını, Yunanistan’da yeni bir resesyonun Alman bankalarını çok kötü vuracağını unutuyoruz. Ama, piyasalar unutmuyor. AB’nin 2010 bitmeden ikinci bir resesyona girmesine %40 olasılık tanıyorum.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 09:19 am   |  Permalink   |  E-mail this
Bilgi Güçtür

DÜZEY EGT. ARAŞ. LTD.
KUŞTEPE LEYLAK SOK. NURSANLAR İŞ MERKEZİ, KAT:10 DA:39
MECİDİYEKÖY-ŞİŞLİ-İSTANBUL

TELEFON (Phone): 0555-6417906 (Osman Arslan)
Email: osman.arslan@bilgeyatirimci.com

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 

 

10 Mart 2010              Webani

YENİ: Kabak Gibi Açıkta Kaldık

Atilla YEŞİLADA

17 Ekim 2009     Finans-Politik

 Geleceğe Yolculuk Şimdi Bu Topraklarda Başlıyor

Cemil ERTEM

 

BASINDA EKONOMİ ve FİNANS
(Yazarın resmini tıklayınız)
www.bilgeyatirimci.com

10 Mart 2010 -        AKŞAM

 

Sanayide üretim artışı sürüyor

 
 

Deniz GÖKÇE

 

30 Aralık 2009-           REFERANS

 

Genç girişimciler kura faize değil talebe bakıyor

 
 

 Kerem ALKİN

10 Mart 2010 -       HABERTURK

 

Sanayi üretimi büyümesi hız kesti

 
 

Ercan KUMCU

 

04 Mart 2010 -          RADİKAL

 

Mahfi Eğilmez

İşsizlik ve enflasyona dikkat

 
 

Mahfi EĞİLMEZ

 

09 Mart 2010 -        VATAN

 

Ocak sanayi üretimi

 
 

Asaf Savaş AKAT

 

20 Şubat 2010-      RADİKAL

 

Taner Berksoy

Yeni risk haritası

 
 

Taner BERKSOY

10 Mart 2010-          VATAN

 

EMF hemen şimdi!

 
 

Ali AĞAOĞLU

10 Mart 2010-   HÜRRİYET

 

Enflasyon geldi cihane yeşil biber bahane

 
 

Ege CANSEN

 

08 Mart 2010-      RADİKAL

 

Fatih Özatay   

Mali danışma kurullarının gerekliliği

 
 

Fatih ÖZATAY

10 Mart 2010       HABERTURK

 

İzlanda’nın borç referandumu

 
 

Gazi ERÇEL

 

01 Mart 2010  Finanstrend.com

 

Emtia fiyatları dolardan bağımsız

 
 

Ateşhan AYBARS

 

10 Mart 2010-     MİLLİYET

 

The Wall Street ve The Citi maskaralığı

 
 

Hurşit GÜNEŞ

 

10 Mart 2010      REFERANS

 

Hasan Ersel

Sanayi üretimi verileri ümit kırıcı değil ama ortam öyle

 
 

Hasan ERSEL

 

04 Mart 2010 -   REFERANS

 

Güven Sak

Bu şirketler kurumsallaşmadan bankadan zor kredi alırlar'

 
 

Güven SAK

10 Mart 2010 -     RADİKAL

 

Uğur Gürses

Bant hedeflemesinin adı konulsun

 
 

Uğur GÜRSES

 

10 Mart 2010 Finanstrend.com

 

2012´den önce yatırım derecesinde not beklemiyoruz

 
 

Özgür ALTUĞ

 

23 Şubat 2010      MİLLİYET

 

   

‘Şimdi sıra bizde’, her şey yolunda

 
 

Osman ULUAGAY